Türk İdari Yargı Sisteminde Yapısal Dönüşümün Felsefesi ve İhtiyacı
Modern idare hukukunun gelişim seyri, devletin salt güvenlik ve adalet sağlayan “jandarma devlet” modelinden sıyrılarak, ekonomiyi regüle eden, devasa altyapı ve kentsel dönüşüm projelerini hayata geçiren, çevresel dengeleri gözeten ve karmaşık teknolojik ağları yöneten “müdahaleci ve düzenleyici devlet” modeline evrilmesiyle doğrudan bağlantılıdır. Bu yapısal evrim, doğal olarak idarenin eylem ve işlemlerini denetlemekle görevli olan idari yargı organlarının da aynı karmaşıklık düzeyine ve teknik kapasiteye ulaşmasını zorunlu kılmıştır. Türkiye’de uzun yıllar boyunca coğrafi yetki esasına dayanan ve önüne gelen her türlü idari uyuşmazlığa bakmakla yükümlü olan “genel görevli” idare mahkemesi modeli, gelinen noktada hukuki ihtilafların çözümünde yetersiz kalmaya başlamıştır. Özellikle teknik uzmanlık, iktisadi okuryazarlık, mühendislik nosyonu veya spesifik disiplin hukuku gerektiren uyuşmazlıklarda, genel idare mahkemelerinin karar verme süreçleri uzamış, bilirkişi raporlarına olan mutlak bağımlılık artmış ve en tehlikelisi, aynı coğrafi yetki çevresindeki farklı mahkemeler arasında derin içtihat çelişkileri baş göstermiştir.
Bu kronikleşen yapısal sorunların aşılması amacıyla, Türk yargı teşkilatının temel kanunlarından biri olan 2576 sayılı Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluşu ve Görevleri Hakkında Kanun’un 2. maddesinin dördüncü fıkrası kritik bir enstrüman olarak kullanılmıştır. İlgili yasal düzenleme, özel kanunlarda aksine bir hüküm bulunmadıkça, idari uyuşmazlıklarda ihtisaslaşmanın sağlanması amacıyla, mahkemelere gelen işlerin yoğunluğu ve niteliği dikkate alınarak idare mahkemeleri ile vergi mahkemeleri arasındaki “iş bölümünün” Hâkimler ve Savcılar Kurulu (HSK) tarafından belirlenebileceğini kurala bağlamıştır. Bu yetki, yasama organının her bir uzmanlık alanı için ayrı bir kanun çıkararak yeni mahkemeler kurması (örneğin Fikri ve Sınai Haklar Mahkemeleri gibi) yerine, mevcut mahkemelerin belirli dosya türlerine kanalize edilmesini sağlayan esnek ve pratik bir yöntem sunmaktadır.
Bu yasal altyapıya dayanan Hâkimler ve Savcılar Kurulu Birinci Dairesi, 20 Nisan 2026 tarihinde Türk idari yargı tarihi açısından bir milat kabul edilebilecek üç temel ihtisas kararına imza atmıştır. 22 Nisan 2026 tarihli ve 33232 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak resmiyet kazanan 888, 889 ve 890 sayılı kararlar, idari yargıda fiili ihtisas mahkemeleri dönemini başlatmış ve 1 Haziran 2026 tarihi itibarıyla uygulamaya konulmuştur. Söz konusu kararlar; kentsel rant ve mekansal planlama uyuşmazlıklarını, askerî hizmetin kendine has hiyerarşik ve disiplin yapısından doğan ihtilafları ve serbest piyasa ekonomisini düzenleyen üst kurulların regülasyon işlemlerini üç ayrı uzmanlık havuzunda toplamıştır.
HSK’nın söz konusu kararları ile ihdas edilen yeni ihtisaslaşma sisteminin ana iskeleti ve iş bölümü esasları aşağıdaki tabloda sistematik olarak özetlenmiştir:
| HSK Karar Numarası | Karar Tarihi | Temel İhtisas Alanı ve İlgili Mevzuat Çerçevesi | Yetkilendirilen Başlıca Mahkemeler (Özet Çerçeve) |
| 888 Sayılı Karar | 20.04.2026 | İmar (3194), Kentsel Dönüşüm (6306/7471), Çevre/ÇED, Kıyı (3621), Kültür Varlıkları (2863/5366), Yapı Denetimi (4708), Acele Kamulaştırma | Ankara (2, 3, 4, 16), İstanbul (15, 17), İzmir (1), Konya (1), Kayseri (1), Samsun (1) Numaralı İdare Mahk. |
| 889 Sayılı Karar | 20.04.2026 | Askerî Hizmete İlişkin İdari İşlem ve Eylemler (2577 sayılı İYUK m. 20/C Kapsamındaki Uyuşmazlıklar) | Adana (1), Ankara (1, 21, 22, 26), İstanbul (15, 17), İzmir (1), Erzurum, Diyarbakır, Bursa, Antalya İdare Mahk. |
| 890 Sayılı Karar | 20.04.2026 | Üst Kurul Kararları (SPK, Rekabet, KGK, KVKK, RTÜK, BTK, EPDK, NDK) ve Belirli Kamu İhale Kurulu Kararları | Sadece Ankara’da toplanmıştır: (Grup 1: 10, 13, 25) ve (Grup 2: 12, 14, 15) Numaralı İdare Mahkemeleri |
Bu geniş çaplı dönüşümün idare hukuku doktrini ve uygulaması açısından doğuracağı sonuçlar, sadece mahkeme kalemlerindeki dosya tevzi sisteminin değişmesinden ibaret değildir. Yargılama süreçlerinin hızlanması, kararların öngörülebilirliğinin artması, kamu projelerinin hukuki kilitlenmelerden kurtarılması ve piyasa aktörleri için hukuki güvenliğin tesis edilmesi bu iş bölümünün temel rasyonalitesini oluşturmaktadır.
İmar, Çevre ve Yapısal Dönüşüm Uyuşmazlıklarında Uzmanlaşma (888 Sayılı Karar)
Kentsel mekanın planlanması, parselasyonu ve inşası, doğası gereği hem mühendislik hem de çok katmanlı idare hukuku prensiplerini bünyesinde barındırır. Türkiye gibi hızla kentleşen ve aynı zamanda yüksek afet riski taşıyan bir ülkede, mülkiyet hakkı ile kamu yararı arasındaki dengeyi kuran en önemli aktör idari yargıdır. Ancak HSK’nın 888 sayılı kararına zemin hazırlayan süreçte, bu dengenin kurulmasında ciddi zafiyetler yaşandığı gözlemlenmiştir.
Çelişkili Kararlar Sorunsalı ve Bütünleşik Yargısal Denetim
HSK Birinci Dairesi’nin gerekçelerinde de açıkça vurgulandığı üzere, özellikle imar planları, parselasyon işlemleri ve yapı ruhsatlarına ilişkin davalar, genellikle tek bir bireyi değil, binlerce taşınmaz malikini ve devasa kent parçalarını eşzamanlı olarak etkilemektedir. Eski sistemde, aynı 1/5000 ölçekli nazım imar planına veya aynı bölgedeki 1/1000 ölçekli uygulama imar planına karşı farklı parsel sahipleri tarafından açılan davalar, UYAP tevzi sistemi üzerinden farklı idare mahkemelerine düşebilmekteydi. Bu durum, bir mahkemenin imar planının şehircilik ilkelerine aykırı olduğuna hükmederek yürütmeyi durdurma kararı verdiği bir alanda, hemen yan parseldeki dava için başka bir mahkemenin davayı reddetmesi gibi hukuki garabetlere yol açabiliyordu. Kararlar arasındaki bu tutarsızlık, sadece vatandaşların adalete olan güvenini sarsmakla kalmıyor, aynı zamanda idarenin planlama faaliyetlerini felç ederek kentlerin kaotik bir biçimde büyümesine veya yatırımların durmasına neden oluyordu.
888 sayılı karar ile ihdas edilen ihtisas mahkemeleri (Ankara’da 2, 3, 4 ve 16; İstanbul’da 15 ve 17; İzmir, Kayseri, Konya ve Samsun’da 1 numaralı idare mahkemeleri), 3194 sayılı İmar Kanunu’ndan doğan ruhsat, iskan, yıkım, mühürleme, imar para cezaları ve yapı kayıt belgesi uyuşmazlıklarını münhasıran inceleme yetkisiyle donatılmıştır. Bunun yanı sıra, deniz ve göl kenarlarındaki yapılaşmaları düzenleyen 3621 sayılı Kıyı Kanunu, tarihi mirasın korunmasını sağlayan 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu ile 5366 sayılı Yıpranan Tarihi ve Kültürel Taşınmaz Varlıklarının Yenilenerek Korunması Hakkında Kanun ve 4708 sayılı Yapı Denetimi Hakkında Kanun kapsamındaki davalar da bu mahkemelerin yetki alanına entegre edilmiştir. Böylelikle, bir taşınmazın hem sit alanı olması hem kıyı kenar çizgisinde kalması hem de kentsel dönüşüme tabi olması gibi çoklu mevzuat çakışmalarının yaşandığı durumlarda, uyuşmazlığın tek bir uzman mahkemenin bütüncül bakış açısıyla çözülmesi sağlanmıştır. Kararın yürürlüğe girdiği 1 Haziran 2026’dan itibaren yeni davalar bu mahkemelere gönderilecek olup, usul ekonomisi ve tabii hakim ilkesinin bir gereği olarak, daha önce açılmış ve tevzi edilmiş derdest dosyalar ise mevcut idare mahkemelerinde görülmeye devam edecektir.
Kentsel Dönüşüm Hukukunda Radikal Bir Kırılma: 7471 Sayılı Kanun
İmar uyuşmazlıklarındaki ihtisaslaşmayı basit bir iş bölümü kararının ötesine taşıyarak idari yargının en yakıcı gündemi haline getiren temel unsur, kentsel dönüşüm mevzuatında yaşanan sarsıcı yasal değişikliklerdir. 6 Şubat 2023 tarihinde Kahramanmaraş merkezli yaşanan ve 11 ili harabeye çeviren yıkıcı depremler, devlet aygıtını afet riski altındaki yapıların tasfiyesi konusunda çok daha agresif ve hızlı adımlar atmaya zorlamıştır. Bu sosyolojik ve fiziksel yıkımın ardından kanun koyucu, 7471 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’u yürürlüğe koyarak, ana çerçeve olan 6306 sayılı Kanun’da devrim niteliğinde değişiklikler yapmıştır.
7471 sayılı Kanun ile getirilen maddi hukuk değişiklikleri, mülkiyet hakkı ile yaşam hakkı/kamu güvenliği arasındaki terazinin kefesini açıkça idarenin hızından ve kamu güvenliğinden yana ağırlaştırmıştır. Bu bağlamda idare mahkemelerinin önüne gelecek uyuşmazlıkların niteliğini doğrudan değiştiren başlıca yasal kırılmalar şunlardır:
- Karar Alma Eşiğinin Düşürülmesi (Salt Çoğunluk Kuralı): Eski sistemde, bir binanın kentsel dönüşüme girebilmesi veya müteahhitle sözleşme yapılabilmesi için maliklerin arsa payı oranında “üçte iki (2/3)” çoğunluğunun onayı aranmaktaydı. Bu durum, projelerin azınlıkta kalan veya itiraz eden malikler tarafından yıllarca kilitlenmesine yol açıyordu. Yeni düzenleme ile kentsel dönüşüme ilişkin işlemlerin arsa payı oranında “salt çoğunluk” (%50+1) kararı ile yapılabilmesine imkân sağlanmıştır. Salt çoğunluğun aldığı karara katılmayan maliklerin arsa paylarının, rayiç bedelinden az olmamak üzere satılabilmesi hükme bağlanmıştır. Bu durum, itiraz eden maliklerin mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerin hızlanması anlamına gelmektedir.
- Rezerv Yapı Alanı Tanımının Genişletilmesi: Mülkiyet hakkı tartışmalarının en yoğun yaşandığı alan, bir bölgenin rezerv alanı ilan edilmesidir. 6306 sayılı Kanun’un eski halinde rezerv alanı tanımında yer alan “yeni yerleşim alanı olarak” ibaresi, 7471 sayılı Kanun ile madde metninden tamamen çıkarılmıştır. Bu stratejik yasal müdahale ile artık sadece boş araziler veya yeni yerleşim bölgeleri değil, üzerinde halihazırda mevcut binaların ve meskun mahallerin bulunduğu alanlar da idare tarafından doğrudan “rezerv yapı alanı” ilan edilebilmektedir. Bu karar alındığında, taşınmazların Kentsel Dönüşüm Başkanlığı veya TOKİ tasarrufuna geçmesi, değer tespiti ve tahliye süreçleri çok daha hızlı işletilmektedir.
- Kolluk Kuvveti Nezaretinde Tespit ve Yıkım Sürelerinin Sınırlandırılması: Riskli yapı tespitlerinin yapılmasını engelleyen maliklere karşı idarenin yetkileri olağanüstü artırılmıştır. Kanun, tespite engel olunması halinde sürecin mülki idare amirinin izniyle kolluk kuvvetleri nezaretinde resen (kapıların çilingirle açtırılarak) yapılmasını emretmektedir. Ayrıca, tahliye ve yıkım için eskiden 60 günden az olmamak üzere verilen esnek süreler kaldırılarak, riskli yapıların yıktırılması için maliklere tek seferde “en fazla 90 gün” süre verilmesi ve bu sürede yıkılmayan yapıların idari makamlarca cebren yıktırılması kurala bağlanmıştır.
- Tebligat Usullerinde Hızlandırılmış Karma Sistem: İdari işlemlerin iptali davalarında en büyük usulü gecikmeler tebligat aşamasında yaşanmaktadır. Yeni düzenleme, tebligatları hızlandırmak adına üçlü bir kombinasyon getirmiştir: Kararın riskli binaya asılması, maliklere e-Devlet kapısı üzerinden bildirim yapılması ve muhtarlıkta 15 gün süreyle askıya çıkarılması. Muhtarlık askısının son günü, ayni ve şahsi hak sahiplerine hukuken tebliğ yapılmış sayılmaktadır.
- Bürokratik Engellerin Aşılması ve İmar İzinleri: Kentsel Dönüşüm Başkanlığı tarafından inşa edilecek yapılar için mülkiyetin belgelenmesi kaydıyla başka hiçbir ek belge (muvafakatname vs.) istenmeksizin başvuru tarihinden itibaren sadece 30 gün içinde idarece “yapı ruhsatı” verilmesi ve yapıların tamamlanmasının ardından yine 30 gün içinde “yapı kullanma izin belgesi” (iskan) düzenlenmesi amir hüküm haline getirilmiştir.
Bu devasa idari güç, özellikle dar gelirli kesimlerin kentsel dönüşüm alanlarından tasfiye edilmesi, sosyal adaletsizlik ve mülksüzleşme endişelerini beraberinde getirmiştir. Kanun koyucu, yoksul hak sahipleri veya eşlerine ömür boyu “oturma hakkı” (sükna) benzeri geçici barınma garantileri sunmaya çalışsa da, mülkiyet hakkının kaybedilmesi ve kişilerin sermaye birikiminden mahrum kalması eleştirilerin odak noktasını oluşturmaktadır. İşte bu ağır sosyolojik ve hukuki tablonun idari yargı denetimi, bütünüyle 888 sayılı kararla atanan ihtisas mahkemelerinin omuzlarına yüklenmiştir.
İvedi Yargılama Usulü: İYUK Geçici Madde 11’in Anatomisi
Kentsel dönüşüm süreçlerinde idarenin yetkilerinin hızlandırılması, doğal olarak idari yargıdaki dava süreçlerinin de aynı ivmeye ayak uydurmasını gerektirmekteydi. İdare mahkemelerinde yıllar süren keşif süreçleri, bitmeyen tebligatlar ve bilirkişi itirazları, projeleri kilitleyen temel etkendi. Kanun koyucu, 7471 sayılı Kanun ile 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’na (İYUK) “Geçici 11. Madde”yi ekleyerek, sadece kentsel dönüşüm uyuşmazlıklarına özgü, inanılmaz derecede daraltılmış ve katı bir “İvedi Yargılama Usulü” ihdas etmiştir.
Bu yeni yargılama usulü, ihtisas mahkemelerinin neden gerekli olduğunu kanıtlayan en somut yasal belgedir. Zira aşağıda genel idari yargılama usulü ile Geçici 11. madde usulünü karşılaştıran tablo, mahkemelerin ne kadar olağanüstü bir zaman baskısı altında çalışacağını göstermektedir:
| Yargılama Aşaması / Usul Kurumu | Genel İdari Yargılama Usulü (İYUK) | Kentsel Dönüşüm Özel Usulü (İYUK Geçici Madde 11) |
| Dava Açma Süresi | İdari işlemin tebliğinden itibaren kural olarak 60 gün. | Muhtarlık askı süresinin (15 gün) bitiminden itibaren 30 gün. |
| İlk İnceleme (Dilekçe Kabulü) | Süre öngörülmemiştir, makul süre içinde yapılır. | Dilekçenin verilmesinden itibaren 10 gün içinde zorunlu olarak yapılır ve tebliğe çıkarılır. |
| Savunma (Cevap) Süresi | Dava dilekçesinin tebliğinden itibaren 30 gün (İdarece 30 gün uzatma talep edilebilir). | Savunma verme süresi sadece 15 gündür (Bir defaya mahsus en fazla 10 gün uzatılabilir). |
| Dilekçeler Aşaması (Replik/Düplik) | Davacının cevaba cevap, idarenin de ikinci savunma hakkı vardır. | Cevaba cevap hakkı yoktur. İdarenin savunmasının verilmesi veya 15 günlük sürenin geçmesiyle dosya tekemmül etmiş sayılır. |
| Keşif ve Bilirkişi İncelemesi | Herhangi bir kanuni süre sınırlaması bulunmamaktadır. Yıllarca sürebilir. | Dosyanın tekemmülünden itibaren 15 gün içinde keşif yapılır. Bilirkişiler raporu 15 gün içinde sunmak zorundadır. Rapora itiraz süresi ise 7 gün ile sınırlandırılmıştır. |
| Duruşma Davetiyesi | Duruşma gününden en az 30 gün önce taraflara tebliğ edilir. | Duruşma yapılacaksa, davetiyeler en az 15 gün önce gönderilir. |
| Karar Verme Süresi | Dosya tekemmül ettikten sonra makul sürede karara bağlanır. | Dosyanın tekemmülü, keşif, bilirkişi veya duruşma aşamalarının tamamlanmasından itibaren en geç 15 gün içinde nihai karar verilir. |
| İstinaf (Kanun Yolu) Başvurusu | Kararın tebliğinden itibaren 30 gün. | Nihai kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde başvurulur. |
| İstinaf Aşamasındaki Süreçler | İstinaf cevap süresi 30 gündür. İnceleme için kesin bir yasal süre yoktur. | İstinaf dilekçeleri 10 gün içinde incelenip tebliğ edilir. Cevap süresi 15 gündür. İstinaf Mahkemesi başvuruyu en geç 2 ay içinde karara bağlar. |
| Dava Yığılması ve Türleri | İptal davası ile Tam Yargı (Tazminat) davası birlikte açılabilir. | Bu madde kapsamındaki iptal davaları ile tam yargı davaları birlikte görülemez (Ayrı ayrı açılması zorunludur). |
Geçici 11. Madde ile kurulan bu mekanizma, idare hukuku doktrininde ciddi tartışmalara neden olmuştur. Davacıya “cevaba cevap” (replik) hakkının tanınmamasının, Anayasa’da güvence altına alınan hak arama hürriyetini, adil yargılanma hakkını ve silahların eşitliği ilkesini büyük ölçüde güçleştirdiği savunulmaktadır. Ancak kanun koyucu, idari yargıda “resen araştırma ilkesinin” geçerli olduğunu, mahkemenin uyuşmazlığın çözümüne etki edecek her türlü bilgi ve belgeyi taraflardan veya üçüncü kişilerden isteme yetkisine sahip olduğunu belirterek, bu daraltılmış usulün anayasal hak arama özgürlüğünü imkânsız kılmadığı yönünde bir meşruiyet zemini inşa etmiştir.
Ayrıca, Anayasa Mahkemesinin 27 Şubat 2014 tarihli emsal kararına atıfla, kentsel dönüşüm davalarında telafisi güç zararların (örneğin yıkım tehlikesi) varlığı halinde, ihtisas mahkemelerinin idarenin savunmasını dahi beklemeksizin derhal geçici yürütmeyi durdurma kararı verme yetkisini kullanmaları, vatandaşın mülkiyet ve yaşam hakkı arayışındaki yegane hukuki kalkanı oluşturmaktadır. Deprem davaları için bilirkişi görevlendirmelerinin özel olarak düzenlenmesi ve sürelerin kısaltılması, adaletin hızlı tesisini amaçlarken, aynı zamanda eksik veya hatalı bilirkişi incelemelerine dayalı haksız mülkiyet kayıplarının önlenmesi için hakimlerin teknik konularda olağanüstü bir ihtisas birikimine sahip olmasını zorunlu kılmaktadır.
Çevresel Adalet ve Acele Kamulaştırma Pratikleri
888 sayılı kararın kapsamına imar ve dönüşümün yanı sıra, Çevre Kanunu uyarınca idari yaptırım kararları hariç verilen Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) kararları ve acele kamulaştırma işlemleri de dahil edilmiştir. Acele kamulaştırma müessesesi, kural olarak savaş veya olağanüstü hallerde başvurulması gereken istisnai bir usul iken, günümüzde enerji projeleri ve madencilik yatırımları için sıklıkla kullanılmaktadır. Bu durum, Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) nezdinde, mülkiyet hakkı ihlallerinin yanı sıra “makul sürede yargılanma hakkının ihlali” gerekçesiyle çok sayıda mahkumiyet kararına neden olmuştur. Nitekim AYM, bazı acele kamulaştırma dosyalarında “sistematik kurgu bozukluğu” tespit ederek yasama organına bildirimde bulunmuştur. Bu bağlamda, el koyma, yıkım veya doğanın tahribi gibi telafisi imkansız durumlarda kararların ihtisaslaşmış ve hızlı mahkemelerce verilmesi, ihlal kararlarını azaltma potansiyeline sahiptir.
Öte yandan, çevre hukuku aktivistleri ve bazı hukukçular, ÇED iptal davalarının ihtisas mahkemelerinde toplanmasını farklı bir perspektiften eleştirmektedir. Bu eleştirilere göre, söz konusu uygulama, büyük yatırımların hukuki engellere takılmadan hızla hayata geçirilmesini amaçlamakta ve yatırımları idare lehine kolaylaştırmaktadır. Hatta bu durum, çevre davalarında yatırımcılara “dikensiz gül bahçesi sunmak” amacıyla kurulan özel mahkemeler şeklinde yorumlanabilmektedir. İhtisas mahkemesi hakimlerinin omuzlarındaki en ağır anayasal yük, idarenin ve sermayenin “hız ve yatırım” baskısına karşı, Anayasa’nın 56. maddesinde güvence altına alınan “herkesin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkını” tarafsızca koruyabilmek olacaktır.
Askerî Hizmetten Doğan Uyuşmazlıklarda Özel Yetki ve İhtisas (889 Sayılı Karar)
Türk anayasa tarihindeki en kritik sivil-asker ilişkileri reformlarından biri, 2017 yılında gerçekleştirilen anayasa değişiklikleri ile Askeri Yargıtay ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin (AYİM) kapatılmasıdır. AYİM’in ilga edilmesiyle, askerî hiyerarşi, disiplin, sicil, atama ve meslekten ihraçlara ilişkin tüm yargısal denetim yetkisi sivil genel idare mahkemelerine devredilmiştir. Ancak sivil mahkemelerin; askeri disiplinin doğasını, ordunun operasyonel ihtiyaçlarını, kıta hizmetinin gizlilik ve hiyerarşi gibi spesifik unsurlarını kavramakta yaşadıkları zorluklar, uygulamada yeknesaklığın bozulmasına ve askeri idare hukuku nosyonunun zayıflamasına neden olmuştur.
Bu tarihsel sorunu çözmek ve askerî idari yargıda uzmanlığı sivil çatı altında yeniden tesis etmek amacıyla, 24 Haziran 2021 tarihli ve 7329 sayılı Kanun ile 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’na “Askerî hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıklara dair hükümler” başlıklı 20/C maddesi eklenmiştir. İlgili madde, Millî Savunma Bakanlığı kadrolarında çalışan kamu görevlileri (subay, astsubay, uzman erbaş vs.) ile 7179 sayılı Askeralma Kanunu kapsamında askerlik hizmetini yerine getiren yedek subay, yedek astsubay, erbaş ve erleri ilgilendiren hukuki ihtilafları kapsamaktadır.
İYUK Madde 20/C: İstisnai Usul Kuralları ve Coğrafi Toplanma (Yetki)
İYUK m. 20/C düzenlemesi, genel idari yargılama usulünde görülmeyen, sadece askeri hizmetin sürdürülebilirliğine ve ulusal güvenliğe özgü radikal istisnalar barındırmaktadır:
- Dilekçe Verme Kolaylığı (En Yakın Amir Kurumu): İYUK’un 4. maddesine göre genel idari uyuşmazlıklarda dava dilekçeleri Danıştaya, idare/vergi mahkemelerine, asliye hukuk hakimliklerine veya Türk konsolosluklarına verilebilmektedir. Ancak 20/C maddesi, sınır ötesi operasyonda, gemide veya ücra bir karakolda görev yapan asker kişilerin mahkemeye erişimini kolaylaştırmak için dilekçelerin “en yakın amire” verilebilmesine de olanak tanımıştır. Asker kişinin evraklarını amirine teslim ettiği tarih, davanın idare mahkemesinde açıldığı tarih olarak kabul edilmekte, böylece hak düşürücü sürelerin kaçırılması önlenmektedir.
- Yürütmenin Durdurulması Yasağı: Askeri disiplinin ve harekat kapasitesinin sekteye uğramaması adına, mahkemelerin yetkilerine katı yasama kısıntıları getirilmiştir. Buna göre mahkemeler, savaş halinde tesis edilen idari işlemlere karşı yürütmenin durdurulması kararı veremez. Üstelik aynı yasak, olağanüstü hallerde yapılan “naklen atama” işlemlerini de kapsayacak şekilde genişletilmiştir.
- Dilekçe Şartları ve Yargı Yolu Kısıntıları: İYUK m. 3’te yer alan genel dilekçe şartlarına ilaveten, askeri uyuşmazlıklarda davacının dilekçesine “sicil, sınıf ve rütbesini” yazması zorunlu hale getirilmiştir. Maddenin son fıkrası ise, Anayasa’nın 125. maddesiyle uyumlu olarak; Yüksek Askerî Şûranın (YAŞ) terfi işlemleri ile kadrosuzluk nedeniyle emekliye ayırma işlemleri hariç (bu işlemlere karşı yargı yolu kapalıdır), her türlü ilişik kesme, sicil iptal ve meslekten ihraç kararlarına karşı yargı yolunun açık olduğunu teyit etmiştir. Özellikle sicil notunun objektiflik içermediği veya olumsuz değerlendirmelerin gerekçelendirilmediği durumlarda Türk Silahlı Kuvvetleri ve Jandarma personeli bu yolla hak arayabilmektedir. Aynı zamanda kamu görevi esnasında yaralanan asker ve kolluk kuvvetlerinin açacağı maddi/manevi tazminat (tam yargı) davaları da bu kapsamdadır.
Askerî ihtisaslaşmanın mekansal boyutu ise, 7415 sayılı Kanun ile İYUK m. 20/C’ye eklenen özel bir yetki kuralıyla şekillenmiştir. İYUK m. 33 uyarınca kamu görevlilerinin atama ve disiplin davalarında genel yetkili mahkeme personelin “son görev yaptığı yer” mahkemesidir. Ancak 20/C maddesi bu kuraldan ayrılarak; uyuşmazlıkların çözümünde ilgilinin görev yaptığı yerin idari yargı yetkisi yönünden bağlı olduğu bölge idare mahkemesinin (BAM) bulunduğu yerdeki idare mahkemesini münhasıran yetkili kılmıştır.
Bu özel yetki kuralı, askerî uyuşmazlıkların 81 ildeki idare mahkemelerine dağılmasını engelleyerek, bu davaları BAM merkezlerinin bulunduğu büyük illerde (Adana, Ankara, Antalya, Bursa, Diyarbakır, Erzurum, Gaziantep, İstanbul, İzmir, Kayseri, Konya ve Samsun) toplamıştır. HSK’nın 889 sayılı kararı ise bu coğrafi toplanmayı kurum içi iş bölümüyle tamamlayarak, bu illerde de belirli mahkemeleri nokta atışıyla görevlendirmiştir (Örneğin; Adana 1; Ankara 1, 21, 22, 26; İstanbul 15, 17; İzmir 1 numaralı idare mahkemeleri). 1 Haziran 2026’dan itibaren örneğin İzmir bölgesinde açılacak tüm askeri idari davalar doğrudan İzmir 1. İdare Mahkemesine tevzi edilmektedir.
Anayasal İtirazlar: Eşitlik ve Mahkemeye Erişim Hakkı
Askeri personelin davasını bulunduğu ildeki (örneğin Hakkari’deki) idare mahkemesi yerine, bağlı bulunduğu BAM merkezindeki (örneğin Erzurum’daki) bir ihtisas mahkemesinde açmaya zorlanması, Anayasa Mahkemesi (AYM) nezdinde ciddi tartışmalara yol açmıştır. Kuralın iptali talebiyle yapılan başvurularda, anılan yasanın Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan “mahkemeye erişim hakkına” müdahale teşkil ettiği ve sivil kamu görevlileri ile askeri personel arasında ayrımcılık (kanun önünde eşitsizlik) yarattığı iddia edilmiştir.
AYM denetimlerinde, iptali istenen kuralın kamu görevlileri arasında yetkili mahkeme yönünden bir farklılık yarattığı kabul edilmiş olsa da (örneğin Karşıoy gerekçesinde sivil memur ile askerin benzer durumda olduğu ve aralarında ayrım yapıldığı vurgulanmıştır), Mahkeme çoğunluğu, ihtisaslaşmanın sağlanması, askeri disiplinin korunması ve uygulama birliğinin tesisi amacıyla getirilen bu farklı muamelenin nesnel ve makul bir nedene dayandığına hükmetmiştir. AYM (örneğin E. 2018/150 sayılı kararında), bu uygulamanın kanun önünde eşitsizliğe neden olmadığı ve hak arama özgürlüğünü ihlal etmediği gerekçesiyle iptal istemlerini reddetmiştir. Sonuç olarak, askerî uyuşmazlıklarda “BAM merkezli ihtisas mahkemesi” modeli, en üst yargısal denetimden onay alarak kurumsallaşmıştır.
Regülasyon Hukuku ve Üst Kurulların Yargısal Denetimi (890 Sayılı Karar)
Neo-liberal politikaların küresel düzeyde benimsenmesiyle birlikte, devletin ekonomideki rolü doğrudan üreticilikten piyasaları düzenleyici (regülatör) ve denetleyici bir pozisyona kaymıştır. Bu dönüşüm, 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu’na ekli (III) sayılı cetvelde sayılan ve idare hukukunda “bağımsız idari otoriteler” veya “üst kurullar” olarak adlandırılan yapıları ortaya çıkarmıştır. Rekabet Kurumu, Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) gibi kurumların tesis ettiği kurul kararları; sermaye akışlarını, şirket birleşmelerini, telekomünikasyon altyapısını ve veri güvenliğini doğrudan etkileyen, makroekonomik sonuçları olan ve yüksek teknik/iktisadi uzmanlık gerektiren ekonomik kolluk işlemleridir.
OECD gibi uluslararası organizasyonların raporlarında da sıklıkla vurgulandığı üzere, özellikle rekabet hukuku ve finansal regülasyon uyuşmazlıklarının çözümü için sıradan idare mahkemeleri yerine mutlaka “ihtisas mahkemelerinin” kurulması önerilmektedir. Bu rasyonel uluslararası beklenti ve iç hukukun ihtiyaçları, HSK’nın 890 sayılı kararı ile karşılık bulmuştur.
Ankara Merkezli İki Ayrı İhtisas Grubu
Üst kurulların regülasyon ve denetim yetkilerinden kaynaklanan kurul kararı şeklindeki iş ve işlemlerden doğan davalar, ülke genelinde yetkili olarak salt Ankara’daki belirli idare mahkemelerinde toplanmıştır. Bu kurulların merkez teşkilatlarının Ankara’da bulunması ve bu spesifik davaların başkentte yoğunlaştırılarak uzmanlığın derinleştirilmesi amaçlanmıştır. HSK, kurumların faaliyet alanlarının teknik farklılıklarını gözeterek bu uyuşmazlıkları iki alt gruba ayırmıştır:
Grup 1 (Finansal Piyasalar, Denetim ve Rekabet): Bu gruba giren kurumların davaları doğrudan Ankara 10, 13 ve 25 numaralı idare mahkemelerine tevzi edilmektedir.
- Sermaye Piyasası Kurulu (SPK): Halka arz süreçleri, borsa manipülasyonu cezaları, finansal piyasa regülasyonları.
- Rekabet Kurumu: Hakim durumun kötüye kullanılması, kartel soruşturmaları, birleşme ve devralma izinleri. (Bu kararlar, şirketlerin milyarlarca liralık ciroları üzerinden kesilen cezaları kapsadığı için, hakimlerin iktisadi analiz raporlarını anlayabilmesi elzemdir).
- Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu (KGK): Bağımsız denetim şirketlerinin regülasyonu.
- Kamu İhale Kurulu: Bu kurulun 4734 ve 4735 sayılı Kanunlardan kaynaklanan kararları da bu mahkemelerde görülmekle birlikte, çok önemli bir istisna getirilmiştir: “İhaleden yasaklama kararları hariç ve ihale iş ve işlemleri hariç” tutulmuştur. Zira genel ihale işlemleri diğer mahkemelerin de asli iş yükünü oluşturmaktadır.
Grup 2 (Ağ Endüstrileri, Teknoloji, Veri ve Medya): Bu gruba giren teknoloji ve altyapı ağırlıklı kurumların davaları Ankara 12, 14 ve 15 numaralı idare mahkemelerinde karara bağlanacaktır.
- Kişisel Verileri Koruma Kurumu (KVKK): Veri ihlalleri, sınır ötesi veri aktarımı ve GDPR uyumu eksenindeki ağır idari yaptırımlar.
- Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK): Telekomünikasyon operatörü lisansları, altyapı düzenlemeleri, internet erişim engelleri.
- Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) ve Nükleer Düzenleme Kurumu (NDK): Akaryakıt, elektrik ve doğal gaz piyasalarındaki tarifeler, nükleer altyapı izinleri ve lisans iptalleri.
- Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK): Yayın durdurma ve idari para cezaları.
Bu mahkemelerin kurulması, piyasa aktörleri için hukuki güvenliği doğrudan artıracaktır. Zira bir rekabet soruşturması dosyasında “ilgili pazar analizi” veya bir KVKK dosyasında “açık rıza ve veri sorumlusu mimarisi” gibi son derece teknik terimlerin, rastgele tevzi ile atanan ve bu alanda daha önce hiç dosya incelememiş bir idare mahkemesi heyeti tarafından çözülmeye çalışılması, telafisi imkansız ekonomik adaletsizliklere yol açma potansiyeli taşıyordu. Yeni sistemle, bu davalar yalnızca belirli mahkemelere tevzi edilecek; genel tevziden bu mahkemelere başka türden uyuşmazlıklar gönderilmeyecektir.
İstinaf Aşamasında (BAM) İhtisaslaşma ve Uyum Süreci
İlk derece idare mahkemelerinde inşa edilen bu kusursuz ihtisas modelinin yargısal denetimde başarılı olabilmesi için, kararların istinaf incelemesini yapacak olan Bölge İdare Mahkemelerinde (BAM) de birebir aynı uzmanlık yapısının kurulması gereklidir. Aksi takdirde, uzmanlaşmış bir mahkemenin verdiği inceleme, genel bir daire tarafından teknik noksanlıkla bozulabilir. HSK, bu zincirin kırılmaması için BAM İdari Dava Daireleri arasında da son derece detaylı ve katı iş bölümü kararları ihdas etmiştir.
Örneğin, Ankara Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Daireleri kendi içerisinde tam on beş (15) ayrı “ihtisas alanı” altında toplanmıştır. Her idari dava dairesi, kural olarak yalnızca bir ihtisas alanı altında yer almakta ve temel görevi ile bağdaşmayan işler bu dairelere tevzi edilmemektedir. Benzer şekilde, İzmir Bölge İdare Mahkemesi bünyesindeki Birinci İdari Dava Dairesi, doğrudan askeri personele ilişkin işler (atama, yer değiştirme, görevlendirme) ve hakim-savcı-öğretim üyesi dışındaki kamu görevlilerine ilişkin belirli davalarda ihtisas dairesi olarak kodlanmıştır.
Bu iş bölümü kurallarının uygulanmasında UYAP bilişim sistemi merkeze alınmış olup, dosyaların istinaf incelemesi için ilgili daireye fiziki olarak ulaştığı tarih değil, UYAP üzerinden gönderildiği tarih esas alınarak karmaşa önlenmiştir. Üstelik, ihtisas alanlarının çokluğu mahkemeler arasında doğal olarak görev ve yetki uyuşmazlıkları doğurabilecektir. İdare ve vergi mahkemeleri arasında çıkan bu tip merci tayini ve uyuşmazlık sorunlarının çözümü, istinaf mahkemelerindeki 1. İdari Dava Dairelerine bırakılarak sistemin kendi kendini denetleyen hızlı bir mekanizmaya kavuşması sağlanmıştır.
BAM düzeyindeki bu ihtisaslaşmanın idari yargı pratiğindeki en hayati karşılığı, “kesin kararlar” rejiminde ortaya çıkmaktadır. İYUK sistematiğinde, konusu belirli bir parasal sınırın altında kalan davalar (örneğin 2022 yılı itibarıyla 9.000 Türk Lirasını geçmeyen vergi ve idari işlemler) ile ivedi yargılama usulüne tabi davalarda idare mahkemelerinin ve BAM’ların verdiği birçok karar kesin niteliktedir ve Danıştay temyiz yolu kapalıdır. Benzer şekilde, 4483 sayılı Kanun kapsamında memurların soruşturulmasına izin verilmesi/verilmemesi kararlarına yapılan itirazlar veya Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nun (6458 s.K.) 72. ve 79. maddeleri (uluslararası koruma başvuruları) kapsamında verilen idare mahkemesi kararları kesindir. Özellikle kentsel dönüşüm uyuşmazlıklarında (İYUK Geçici M. 11), BAM’ın iki ay içerisinde vereceği kararların uyuşmazlığın fiili nihai noktasını oluşturması, istinaf dairelerindeki ihtisaslaşmayı sadece bir bürokratik iş bölümü olmaktan çıkarıp, adil yargılanmanın temel şartı haline getirmektedir.
Sistemik Etkiler ve İkinci Derece Çıkarımlar
HSK’nın söz konusu üçlü karar mekanizması, sadece dosya kapaklarının rengini değiştiren şekli bir düzenleme değil, devletin eylem hızı ile hukukun denetim kapasitesi arasındaki eşitsizliği gidermeye yönelik makro bir yargı reformudur. Bu reformun uzun vadedeki etkileri şu şekilde analiz edilebilir:
- Tabii Hakim İlkesi Karşısında İdarenin Tasarrufu: “Tabii (Kanuni) Hakim İlkesi”, uyuşmazlığın meydana geldiği tarihte yetkili ve görevli olan ve kanunla kurulan mahkemede görülmesini emreder. Özel uzmanlık mahkemelerinin her biri için TBMM’den kanun çıkarmak yerine, 2576 sayılı Kanun m. 2/4’ün verdiği yetkiyle HSK kararına dayalı “iş bölümü” yaratılması, doktrinde esneklik sağladığı için övülmekle birlikte, bazen mahkemelerin bağımsızlık algısına dair tartışmalara da konu olabilmektedir. Ancak HSK’nın, 888, 889 ve 890 sayılı kararları 1 Haziran 2026 itibarıyla açılacak “yeni dava ve işlere” uygulaması, derdest dosyaların eski esaslara göre tevzi edildikleri mahkemelerde karara bağlanmaya devam etmesi, geriye yürümezlik ve tabii hakim ilkelerinin korunması adına gösterilmiş çok doğru ve anayasaya uygun bir iradedir.
- Mahkemelerin Yükü ve Hakim Kapasitesi: İhtisaslaşmanın en tehlikeli yan etkisi, spesifik uyuşmazlıklara (örneğin sadece askerî ihraçlar veya sadece binlerce binanın yıkımını içeren kentsel dönüşüm davaları) bakan idare mahkemesi heyetlerinde oluşabilecek psikolojik ve mesleki tükenmişlik (burn-out) ile rutinleşmedir. Hakimlerin sürekli aynı argümanlar, aynı teknik terimler ve çoğu zaman aynı dramatik mülkiyet kayıplarıyla karşılaşması, adaletin mekanikleşmesine yol açabilir. HSK’nın bu durumu bertaraf etmek için BAM hedeflerinde belirttiği üzere, “akademik çalışma ve işbirliğini desteklemek”, “dairelerin hukuksal kimliklerini güçlendirmek” gibi motivasyonları sahada aktif olarak desteklemesi ve rotasyon süreçlerini esnek tutması gerekecektir.
- Makroekonomik Güven ve İstikrar: Özellikle 890 sayılı HSK kararında vücut bulan SPK, Rekabet Kurumu, BTK, KVKK kararlarının denetimi, hukukun sınırlarını aşıp doğrudan ülke risk primini, doğrudan yabancı yatırım (FDI) akışını ve şirketlerin borsa değerlerini ilgilendirmektedir. Bu uyuşmazlıkların sadece belirli idare mahkemelerince karara bağlanması, uluslararası piyasalara “Türk idari yargısı, regülasyonları teknik bir ciddiyetle ve öngörülebilir bir standartta denetlemektedir” mesajını verecek olup, hukuki güvenlik (legal certainty) endekslerinde iyileşme sağlayacaktır.
Sonuç
Hâkimler ve Savcılar Kurulu Birinci Dairesi’nin 20 Nisan 2026 tarihli 888, 889 ve 890 sayılı kararları, Türk idari yargı teşkilatının hantal ve genel geçer yapısını; çevik, uzmanlaşmış ve analitik bir modele dönüştüren yapıtaşlarıdır. İmar, kentsel dönüşüm ve çevresel değerlerin korunması ile kamu yatırımları arasındaki dengede; askerî disiplinin ve personelin özlük haklarının temininde; piyasaları düzenleyen üst kurulların hukuki ve ekonomik denetiminde artık yepyeni bir dönem başlamıştır.
Özellikle 7471 sayılı Kanun ile 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun’da yapılan sarsıcı değişiklikler (salt çoğunluk kuralı, rezerv alan tanımının genişletilmesi, 90 günlük cebri yıkım süreleri) ile İYUK’a eklenen Geçici 11. Madde’nin getirdiği acımasız ve hızlandırılmış yargılama süreleri, idare mahkemeleri üzerinde daha önce eşi benzeri görülmemiş bir baskı oluşturmaktadır. HSK’nın ihdas ettiği bu ihtisas mahkemeleri, bir yandan idarenin bu agresif hızı karşısında vatandaşın mülkiyet, barınma ve adil yargılanma haklarını koruyacak olan son kale işlevini görecek; diğer yandan da makroekonomik piyasa aktörleri için teknik, isabetli ve öngörülebilir içtihatlar üretecektir.
1 Haziran 2026’da yürürlüğe giren bu sistemin başarısı, yalnızca hakimlerin bireysel teknik donanımlarına değil; istinaf (BAM) dairelerindeki uyuma, HSK’nın süreç yönetimindeki esnekliğine ve idari işlemlerin şeffaflığına bağlıdır. Hukuk devletinin en temel ilkesi olan yargısal denetimin etkinliği, ihtisas mahkemeleri sayesinde artık coğrafi rastlantılara veya hakimlerin kişisel eğilimlerine değil; kurumsal bir uzmanlık hafızasına emanet edilmiştir. Düzenlemeler; adalete erişimin teknik yetersizlikler nedeniyle gecikmesini önleme, hukuki çelişkileri ortadan kaldırma ve istikrarlı bir içtihat külliyatı yaratma hedefi doğrultusunda, idare hukuku alanında atılmış en rasyonel ve gerekli reform hamlelerinden birisi olarak tarihe geçecektir.
- 6306 sayılı Kanun
- 7471 sayılı Kanun
- acele kamulaştırma
- askeri hizmet davaları
- BTK kararları
- ÇED davaları
- EPDK kararları
- HSK 888 sayılı karar
- HSK 889 sayılı karar
- HSK 890 sayılı karar
- idare mahkemesi
- idari yargıda ihtisas mahkemeleri
- ihtisas mahkemesi
- imar davaları
- İYUK Geçici 11
- kentsel dönüşüm davaları
- KVKK kararları
- Rekabet Kurumu kararları
- SPK kararları
- üst kurul kararları