Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulunda 16 Temmuz 2026 tarihinde kabul edilerek yasalaşan ve kamuoyunda “12. Yargı Paketi” olarak bilinen 7589 sayılı Yargının Etkin ve Verimli İşlemesine Yönelik Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, Türk hukuk sisteminde yapısal ve usule ilişkin çok katmanlı revizyonlar ihtiva etmektedir. Yargı Reformu Strateji Belgesi ekseninde şekillenen bu normatif paket, temelde bir infaz koruma veya genel af düzenlemesi olmaktan ziyade; usul ekonomisini maksimize etmek, Anayasa Mahkemesi (AYM) iptal kararlarının yarattığı yasal boşlukları doldurmak ve yargılamanın makul sürede tamamlanmasını güvence altına almak amacıyla yasalaştırılmıştır. Düzenleme; İcra ve İflas Kanunu (İİK), Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK), Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK), Türk Ceza Kanunu (TCK), Türk Borçlar Kanunu (TBK) ve idari yargı mevzuatı başta olmak üzere on iki farklı temel kanunda köklü değişiklikler yaratmaktadır.
Bu kapsamlı doktriner analiz, 7589 sayılı Kanun ile getirilen hukuki müesseseleri, bu değişikliklerin dogmatik temellerini, yasa koyucunun ratio legis (kanunun konuluş amacı) perspektifini ve uygulayıcılar (hakimler, savcılar, avukatlar) açısından yaratacağı usuli ve maddi etkileri derinlemesine incelemektedir. Analiz, yargı pratiğinde ortaya çıkacak muhtemel içtihat uyuşmazlıklarını ve stratejik dava yönetimi prensiplerini de rehber niteliğinde ortaya koymaktadır.
Ceza Adalet Sisteminde Maddi ve Şekli Dönüşümler
Ceza hukuku ve ceza muhakemesi hukuku, 7589 sayılı Kanun ile hem suçun iştirak aşamalarının değerlendirilmesi hem de yargılama süreçlerindeki kanun yolları bağlamında ciddi bir paradigma değişimine uğramıştır. Bu alandaki düzenlemeler, mağduriyetlerin giderilmesini teşvik eden onarıcı adalet (restorative justice) mekanizmaları ile sanık haklarının evrensel standartlarda korunması arasında yeni bir yasal denge kurmayı hedeflemektedir.
TCK 158/4 Bağlamında Bilişim Suçları ve İştirak Rejiminin Yeniden Yapılandırılması
Kanunun 13. maddesiyle 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 158. maddesine eklenen dördüncü fıkra, uygulamada on binlerce dosyayı ilgilendiren ve kamuoyunda “IBAN dolandırıcılığı” olarak formüle edilen iştirak biçimini hukuki bir zemine oturtmaktadır. Dijitalleşme ve finansal teknolojilerin gelişmesiyle birlikte organize dolandırıcılık şebekeleri, suç gelirlerini aklamak veya adli makamların iz sürmesini zorlaştırmak amacıyla genellikle asıl fail olmayan, sosyo-ekonomik açıdan dezavantajlı üçüncü kişilerin banka hesaplarını, IBAN numaralarını, kripto varlık cüzdanlarını veya mobil bankacılık şifrelerini cüzi miktarlar karşılığında kiralamaktadır. Önceki yasal sistematiğe göre bu eylemler, iştirak derecesine (müşterek fail veya yardım eden) yeterince odaklanılmaksızın doğrudan TCK 158 kapsamında nitelikli dolandırıcılık olarak değerlendirilmekte ve son derece ağır hapis cezalarıyla neticelenmekteydi.
Yeni düzenleme uyarınca; TCK 157 (basit dolandırıcılık) veya TCK 158 (nitelikli dolandırıcılık) kapsamındaki bir suça iştirak eden failin eylemi, yalnızca banka hesabı, kredi kartı, ödeme aracı veya bilişim sistemlerine erişim şifrelerini suçun asli faillerine kullandırmakla sınırlı kalmışsa, verilecek temel ceza üzerinden yarı oranında indirim yapılması yasal bir zorunluluk haline getirilmiştir.
Bu hüküm, bir cezasızlık nedeni veya af normu değildir; fiilin haksızlık içeriğini faile özgü olarak yeniden derecelendiren, kanuni bir şahsi ceza indirim nedenidir. Hükmün tatbik edilebilmesi için doktrin ve Yargıtay içtihatları ışığında belirli katı şartların kümülatif olarak gerçekleşmesi aranmaktadır. İlk olarak, failin “kendisine veya başkasına haksız menfaat sağlama amacı” gütmesi gerekmektedir. İkinci ve en kritik sınır ise, failin suça katkısının pasif bir tahsis işleminden ibaret olmasıdır. Dolandırıcılık eylemini planlayan, mağdurla sosyal medya veya telefon üzerinden iletişim kuran, sahte ilanlar oluşturan, elde edilen parayı ATM’den bizzat çeken veya suç organizasyonu içinde hiyerarşik bir rol üstlenerek komisyon dağıtan kişiler, aktif iştirakleri sebebiyle bu indirim mekanizmasından mutlak surette mahrum bırakılacaktır.
Uygulamada yaşanacak en büyük usuli dönüşüm, kanunun geçiş hükümleri (Geçici Madde) vasıtasıyla derdest ve kesinleşmiş dosyalara entegre edilmesinde ortaya çıkacaktır. Dosyası Bölge Adliye Mahkemesi (İstinaf) veya Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında bulunan sanıklar için doğrudan bozma ve gönderme kararı verilerek, dosya suç vasfının ve iştirak derecesinin yeniden değerlendirilmesi amacıyla ilk derece mahkemesine iade edilecektir.
İnfaz aşamasında olan kesinleşmiş hükümler bakımından ise kanun koyucu, onarıcı adaleti merkeze alan devrim niteliğinde bir şans tanımıştır. Bu durumdaki hükümlüler, mahkemenin yasal düzenleme sonrası yapacağı usuli ihtardan itibaren tam 6 ay içinde mağdurun uğradığı maddi zararı tamamen karşılar ise, TCK 168/2’de düzenlenen etkin pişmanlık hükümlerinden kümülatif olarak yararlanabilecektir. Normal şartlarda soruşturma aşamasında 2/3, kovuşturma aşamasında 1/2 oranında uygulanan etkin pişmanlık indirimi, bu özel geçiş hükmü ile infaz aşamasına taşınmıştır. Çoklu mağdur senaryolarında her bir mağdurun zararının ayrı ayrı hesaplanarak tazmin edilmesi zorunludur. Kanun metninde altı kalın çizgilerle çizilen husus ise şudur: Mağdurun zararı tamamen giderilinceye kadar mahkemece infazın durdurulmasına veya ertelenmesine kesinlikle karar verilemeyecektir. Bu durum, yasamanın “önce mağdurun tazmini, sonra failin tahliyesi” prensibini dogmatik bir usul kuralı olarak benimsediğini göstermektedir.
CMK 231: Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB) Rejiminin Restorasyonu
Türk ceza adaleti sisteminin en çok tartışılan ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ile Anayasa Mahkemesi (AYM) nezdinde sayısız ihlal kararına konu olan Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB) kurumu, 7589 sayılı Kanun ile CMK 231 kapsamında adeta yeniden inşa edilmiştir. Anayasa Mahkemesinin 2025 yılındaki tarihi iptal kararının temel gerekçesi; HAGB kararlarına karşı yalnızca “itiraz” kanun yolunun açık olması, itiraz merciinin (genellikle aynı adliyedeki bir sonraki numaralı mahkeme) dosyanın esasına girmeden salt şekli bir inceleme yapması ve bu durumun adil yargılanma hakkı ile etkili başvuru hakkını onarılamaz biçimde zedelemesiydi. Sanıklar, suçsuz olduklarını iddia etmelerine rağmen, sırf cezaevi tehdidinden kurtulmak adına HAGB kararına rıza göstermek zorunda kalıyor, ancak mahkemenin olası maddi hukuk hataları hiçbir zaman üst derece mahkemesince denetlenemiyordu.
7589 sayılı Kanun, bu yapısal ve anayasal boşluğu doldurarak HAGB kararlarına karşı “İstinaf” kanun yolunu ardına kadar açmıştır. Artık HAGB kararları, Bölge Adliye Mahkemesi (BAM) ceza daireleri tarafından hem usul hem de esas yönünden, tıpkı bir mahkûmiyet hükmü gibi tam teşekküllü bir denetime tabi tutulacaktır. Dahası, BAM’ın vereceği kararlar da ceza ve tür miktarına ilişkin yasal sınırlar dahilinde Yargıtay nezdinde “Temyiz” edilebilecektir.
HAGB müessesesine ilişkin getirilen bir diğer anayasal güvence ise kurumun uygulanma alanının daraltılmasıdır. Anayasa’nın 17. maddesinde koruma altına alınan “Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı” ilkesi ekseninde; işkence, eziyet ve kamu görevlisinin görevi sebebiyle işlediği kötü muamele suçlarında HAGB uygulanması kesin ve mutlak olarak yasaklanmıştır. Bu yasal tavır, devletin kendi ajanlarının veya kolluk kuvvetlerinin vatandaşlara yönelik ağır hak ihlallerini “cezasızlık zırhı” ile korumayacağına dair güçlü bir hukuk politikası manifestosudur.
Uygulama şartları bakımından ise HAGB’nin klasik yapısı (2 yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezası gerektirmesi, sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmaması, zararın giderilmesi ve hakimde yeniden suç işlemeyeceğine dair kanaat oluşması) muhafaza edilmiştir. Denetim süresi 5 yıl olarak uygulanmaya devam edecek olup, bu süre zarfında sanığın kasıtlı bir suç işlememesi durumunda dava düşecektir. Yasa koyucu ayrıca, HAGB kararı verilirken mahkûm olunan hapis cezasının ertelenemeyeceğini ve kısa süreli olsa dahi adli para cezası gibi seçenek yaptırımlara çevrilemeyeceğini açıkça hükme bağlayarak kurumun kendi içindeki infaz mantığını netleştirmiştir. Bu reformun uzun vadeli sistemik etkisi, ilk derece mahkemelerinin HAGB kararlarını bir “otomatik usul” veya dosyayı hızla kapatma aracı olarak kullanmasının önüne geçilmesi ve Türk ceza içtihatlarında ciddi bir yeknesaklık sağlanması olacaktır.
Ceza Muhakemesinde Hak Arama Hürriyeti: Kaçak Sanık, Genetik Veriler ve Savcı İtirazı
Ceza muhakemesinin diğer alanlarında, sanık hakları ile maddi gerçeğin araştırılması prensipleri arasında denge kuran önemli güncellemeler hayata geçirilmiştir.
Kaçak Sanıkların Yargılanma Rejimi (CMK 247): AİHM’in gıyabi yargılamalara ilişkin (in absentia) adil yargılanma standartları doğrultusunda, Türk hukukunda köklü bir değişikliğe gidilmiştir. Kaçak sanıklar hakkında bizzat mahkeme huzurunda “sorgusu yapılmadan” esasa ilişkin mahkûmiyet kararı verilmesi yasaklanmıştır. Kolluk kuvvetlerince yakalanan veya yargı makamlarına kendiliğinden teslim olan sanıklara, müdafi veya kendi talepleriyle yargılamanın yenilenmesini talep hakkı tanınarak, yüz yüzelik ve doğrudan doğruya soru sorma ilkeleri güvence altına alınmıştır.
DNA ve Genetik Verilerin Korunması (CMK 80): Adli soruşturmalar kapsamında elde edilen moleküler genetik inceleme sonuçlarının işlenmesi ve saklanması, Kişisel Verilerin Korunması Kanunu (KVKK) ve Avrupa normlarına uyumlu hale getirilmiştir. Genetik veriler sisteme mutlaka kimliksizleştirilerek (anonimleştirilerek) kaydedilecektir. Yargılama neticesinde beraat veya savcılık makamınca kovuşturmaya yer olmadığına dair karar (KYOK) verilmesi halinde bu biyometrik veriler derhal imha edilecektir. Mahkûmiyet halinde ise saklama süresi kararın kesinleşmesinden itibaren 20 yıl ile sınırlandırılmış olup, sürenin dolmasıyla veriler bizzat Cumhuriyet savcısı huzurunda tutanağa bağlanarak imha edilecektir. Kişilere, bu yasal sürelerin dolmasını müteakip sistemden kendi verilerinin silinmesini talep hakkı tanınarak unutulma hakkı boyutu güçlendirilmiştir. Ayrıca, moleküler incelemeye karar verme yetkisine sahip savcılık tasarruflarına karşı sulh ceza hakimliğine itiraz imkanı getirilmiştir.
Cumhuriyet Başsavcısı İtiraz Yetkisi (CMK 308): Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının, Yargıtay ceza daireleri tarafından verilen bozma veya onama kararlarına karşı Ceza Genel Kuruluna itiraz etme süresi 1 aydan 3 aya çıkarılmıştır. Daha da önemlisi, hukukun üstünlüğü ve lehe kanun prensipleri gereğince, sanık lehine yapılacak itirazlarda zaman aşımı haricinde herhangi bir süre sınırı tamamen kaldırılmıştır.
(Doktriner Not: Kanun teklifinin ilk halinde yer alan ve bilişim sistemlerinde arama, el koyma ve kopyalama işlemlerini düzenleyen CMK 134. maddedeki değişiklikler, avukatlık örgütleri ve muhalefet milletvekillerinin “dijital verilerin gizliliği ve kopyalama sürelerinin belirsizliği” yönündeki haklı itirazları sonucunda, TBMM Genel Kurulunda verilen önergelerle kanun metninden tamamen çıkarılmıştır. Dolayısıyla bilgisayar aramalarında mevcut hukuki durum aynen korunmuştur.)
Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) ve Yargılama Pratiğinde Usul Devrimi
7589 sayılı Kanun’un en derin ve dönüştürücü etkileri, şüphesiz medeni usul hukuku alanında hissedilecektir. Türk yargı pratiğinde işçilik alacakları, haksız fiil tazminatları ve karmaşık ticari uyuşmazlıklardaki dava yönetimi, bu paketle birlikte yepyeni bir stratejik temele oturmuştur.
Belirsiz Alacak Davasının (HMK 107) İlgası ve Kısmi Davanın (HMK 109) Hegemonyası
-
Yargı Paketi ile HMK 107’de ihdas edilmiş olan “Belirsiz Alacak Davası” kurumu sistemden tamamen kazınarak mülga edilmiştir (yürürlükten kaldırılmıştır). Alman Medeni Usul Hukukundan esinlenilerek 2011 yılında Türk hukukuna entegre edilen bu kurum, alacak miktarının davanın başında davacı tarafından tam ve kesin olarak belirlenmesinin objektif olarak imkansız olduğu veya davacıdan beklenemediği hallerde büyük bir hukuki koruma sağlıyordu. Ancak aradan geçen 15 yıllık süreçte, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ile Yargıtay 9. ve 22. Hukuk Daireleri arasındaki bitmek bilmeyen içtihat farklılıkları sistemi kilitlemiştir. Hangi alacak kaleminin (örneğin fazla mesai, kıdem tazminatı, manevi tazminat) “belirsiz” sayılacağına dair dogmatik tartışmalar, binlerce davanın esasa girilmeksizin salt “hukuki yarar yokluğu” gerekçesiyle usulden reddedilmesine ve hak arayan vatandaşların ağır vekalet ücretleri ile karşı karşıya kalmasına neden olmuştur.
Modifiye Edilmiş Kısmi Dava Mekanizması (HMK 109/4): Kanun koyucu, belirsiz alacak davasının yarattığı yegane hukuki fayda olan “zamanaşımını durdurma” özelliğini kaybetmemek adına zekice bir usuli hamle yapmış ve HMK’nın 109. maddesine 4. fıkrayı eklemiştir. Yeni sistematiğe göre; kısmi dava açan taraf, “iddianın genişletilmesi yasağına” ve karmaşık ıslah prosedürlerine tabi olmaksızın, tahkikat aşaması sona erinceye kadar bir defaya mahsus olmak üzere talep sonucunu (dava değerini) artırabilecektir.
Devrim niteliğindeki asıl kural ise zamanaşımı noktasındadır: Artırılan miktar (bakiye alacak) bakımından zamanaşımı süresi, artırımın yapıldığı tarihte değil, davanın ilk açıldığı tarihte kesilmiş sayılacaktır. Mülga rejimde kısmi dava açıldığında, ıslah ile artırılan bakiye kısım için zamanaşımı işlemeye devam ediyor ve davacılar uzun süren yargılamalarda zamanaşımı def’i ile alacaklarını kaybedebiliyordu. Yeni model, belirsiz alacak davasının zamanaşımı zırhını kısmi davaya monte ederek davacıyı korumuş, ancak “alacağın belirli olup olmadığı” yönündeki usuli kaosu sonlandırmıştır.
Uygulayıcılara Yönelik Geçiş Analizi ve Strateji: Hukuk kurallarının zaman bakımından uygulanması ilkesi gereği, HMK 107’nin yürürlükten kaldırılması geçmişe yürümez. Kanunun Geçici Madde 1 hükmü uyarınca, kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce açılmış derdest belirsiz alacak davaları, mülga HMK 107 hükümlerine göre görülmeye devam edecek ve sırf kanun değiştiği için reddedilmeyecektir. Yeni dönemde avukatların, açacakları işçilik veya tazminat davalarında HMK 109 kapsamında cüzi bir miktar ile (örneğin 1.000 TL) davayı ikame etmeleri, tahkikat aşamasında bilirkişi kök ve ek raporlarının kesinleştiği en optimal anda bu tek seferlik artırım hakkını kullanarak harçlandırmayı yapmaları, stratejik bir zorunluluk haline gelmiştir.
| Karşılaştırma Kriteri | Mülga Rejim (HMK 107 Belirsiz Alacak) | Yeni Rejim (HMK 109/4 Kısmi Dava) |
| Kabul Edilebilirlik Şartı | Alacağın miktarının belirlenememesi zorunluluğu (Hukuki yarar kargaşası) | Her türlü para alacağı için şartsız açılabilir |
| Zamanaşımının Kesilmesi | Davanın açıldığı an tüm alacak için kesilir | Davanın açıldığı an artırılacak bakiye kısım dahil tüm alacak için kesilir |
| Talep Artırımı | İddianın genişletilmesi yasağı istisnası ile yapılır | Tahkikat bitene dek bir kez şartsız artırılır |
| Usulden Red Riski | Alacak belirli ise dava anında reddedilir | Kısmi davada alacağın belirli olması davanın reddine yol açmaz |
Yargılamanın Hızlandırılması ve Kanun Yollarının Disipline Edilmesi
Yargılamaların makul sürede tamamlanması ve usul ekonomisinin tesisi adına HMK’da bir dizi önlem daha alınmıştır:
-
Duruşma Aralıklarına Kesin Süre Sınırı (HMK 147): Türkiye’de iş yükü sebebiyle mahkemelerin 6-8 ay sonrasına duruşma günü vermesi, adalete erişimi fiilen imkansızlaştırmaktaydı. Yeni düzenlemeyle, yazılı yargılama usulünde iki duruşma arasındaki sürenin kural olarak en fazla 3 ay olabileceği emredici bir kanun hükmü haline getirilmiştir. Hâkim, yalnızca bilirkişi raporunun beklenmesi, tebligat güçlükleri veya yurt dışı istinabe (adli yardımlaşma) gibi nesnel ve zorunlu hallerde, bu mazereti gerekçelendirerek tutanağa geçirmek şartıyla süreyi aşabilecektir.
-
Dijital Duruşmalarda (e-Duruşma) Usul Kolaylığı (HMK 149): Ses ve görüntü nakli yoluyla (SEGBİS veya e-duruşma sistemleri üzerinden) duruşmaya katılan avukatlar veya taraflar için ıslak imza zorunluluğu büyük ölçüde ortadan kaldırılmıştır. Yalnızca davaya son veren feragat, kabul, sulh gibi işlemler ile ikrar ve yemin gibi kesin irade beyanı gerektiren çok spesifik durumlarda fiziki/ıslak imza şartı aranmaya devam edecektir. Bu sistemin teknik entegrasyonu için hükmün, yayımından 3 ay sonra yürürlüğe girmesi öngörülmüştür.
-
Birleştirme ve Ayırma Kararlarının Etkisi (HMK 166, 168): AYM’nin daha önceki bir iptal kararına uyum sağlamak üzere, ikinci davanın açıldığı mahkemece verilen “davaların birleştirilmesi” kararı, ancak kesinleştikten sonra ilk mahkemeyi bağlayacaktır. Ayrıca aynı yargı çevresindeki mahkemeler arasında verilen birleştirme veya ayırma kararlarına karşı, esasa ilişkin hüküm beklenmeksizin doğrudan ve müstakilen istinaf yoluna başvurulabilme imkanı getirilmiştir.
-
BAM Kararlarına Temyiz Sınırı (HMK 362): Bölge Adliye Mahkemelerinin istinaf başvurusunu kabul ederek ilk derece mahkemesinin kararını kaldırıp, uyuşmazlığın esası hakkında yeniden verdiği kararlar (parasal sınırı aşması kaydıyla) Yargıtay’da temyiz edilebilecektir. Fakat BAM’ın yeniden verdiği bu karar, uyuşmazlığın esasına dokunmayan, salt vekalet ücreti veya yargılama giderlerinin düzeltilmesine ilişkinse, bu kararlara karşı temyiz yolu kapalı tutularak Yargıtay’ın gereksiz iş yükü engellenmiştir.
(Usuli Not: Kanun teklifinin komisyon aşamasında tartışılan ve Yargıtay’ın ilk derece mahkemesi kararını salt “görevsizlik” veya “yetkisizlik” gerekçesiyle bozmasını yasaklayan HMK 371 değişikliği, kanun yolları felsefesine aykırı bulunduğu gerekçesiyle genel kurulda tekliften çıkarılmış ve mevcut durum muhafaza edilmiştir.)
Mülkiyet Hakkı, İcra Hukuku ve Sosyo-Ekonomik Müdahaleler
7589 sayılı Kanun, mülkiyetin el değiştirmesi ve icra ihaleleri bağlamında bilhassa miras hukuku ve dezavantajlı grupların korunması amacına yönelik güçlü kamu politikaları ihdas etmiştir.
İİK 114: İzale-i Şüyu (Ortaklığın Giderilmesi) Satışlarında Aile Mülkiyetinin Korunması
Türk medeni hukuk sisteminde, miras yoluyla intikal eden taşınmazların paydaşlar arasında anlaşılamaması neticesinde mahkeme kararıyla satılması (izale-i şüyu), genellikle sosyolojik ve ekonomik yıkımlara neden olmaktadır. Mevcut sistemde bu taşınmazlar doğrudan genel açık artırmaya çıkarılmakta ve üçüncü kişi profesyonel yatırımcılar tarafından piyasa değerinin çok altında bedellerle satın alınarak aile içi servet transferleri kesintiye uğratılmaktaydı.
Kanun koyucu, İİK madde 114’te radikal bir mülkiyet koruma kalkanı oluşturmuştur. Şartları şunlardır: Bir taşınmazın maliklerinin tamamı mülkiyeti miras yoluyla edinmişse ve taşınmaz üzerinde mirasçı olmayan üçüncü bir kişinin mülkiyet payı kesinlikle bulunmuyorsa, mahkemenin verdiği satış kararının icrasında ilk açık artırma yalnızca malik olan mirasçılar arasında (kapalı devre) yapılacaktır.
Bu özel ihalenin mekanizması titizlikle düzenlenmiştir:
-
Mirasçılar arasında yapılacak bu ilk artırmada ihalenin geçerli olabilmesi için, teklif edilen en yüksek bedelin, taşınmazın muhammen (tahmini piyasa) kıymetinin %100’ünü ve ayrıca satış/paylaştırma masraflarını karşılaması şarttır.
-
Eski sistemdeki suiistimalleri önlemek adına, ihale disiplini sıkılaştırılmıştır. Artık pay sahibi mirasçılar da ihaleye girerken teminat yatırmakla yükümlüdür. Şayet ihaleyi kazanan mirasçı süresi içinde ihale bedelini yatırmazsa, kendisine teklif ettiği bedelin %5’i oranında idari para cezası kesilecek ve satış masrafları doğrudan üzerine bırakılacaktır.
-
Mirasçılar arasındaki bu kapalı devre ihale usulü yalnızca bir defaya mahsustur. Eğer malik mirasçılardan hiçbiri muhammen bedelin tamamını verip taşınmazı almazsa veya ihale bedeli yatırılmazsa, ikinci ihale genel usullere göre dışarıdan üçüncü kişilerin de katılımına açık olarak ve muhammen bedelin %50’si üzerinden yapılacaktır.
Bu düzenleme, Anayasa’da teminat altına alınan mülkiyet hakkı ve ailenin korunması ilkeleriyle birebir uyumlu bir sosyo-ekonomik müdahaledir. Bir yandan aile yadigarı taşınmazların haraç mezat yabancı ellere geçmesi engellenirken, diğer yandan mirasçıların birbirleriyle rekabet ederek değer artışı sağlaması teşvik edilmektedir.
(İcra Hukukuna İlişkin Taslak Değişiklikleri Hakkında Not: Kamu kurumları aleyhine ilamlı icra takibi başlatılmadan önce, idareye yazılı olarak başvurarak 1 aylık ödeme süresi tanınmasını zorunlu kılan İİK 34/a maddesi, vatandaşın mahkeme kararına erişimini geciktirdiği ve Anayasal hukuk devleti ilkesini zedelediği yönündeki haklı hukuki eleştiriler neticesinde, genel kurul görüşmeleri esnasında paketten tamamen çıkarılmıştır.)
TMK Kapsamında Vesayet Satışlarının Dijital Platformlara Taşınması
Türk Medeni Kanununun 440 ve devamı maddelerinde yapılan değişikliklerle, vesayet altındaki kişilere (kısıtlılara ve küçüklere) ait taşınır ve taşınmaz malların satışı, geleneksel fiziki mezat salonlarından çıkarılarak tamamen UYAP entegreli elektronik satış portalına taşınmıştır. Fiziki mekan kısıtlamalarını ortadan kaldıran bu hamle, ihalelere ülke genelinden çok daha fazla alıcının katılabilmesini sağlayarak rekabeti artıracak ve kısıtlının malvarlığının gerçek piyasa değerinden paraya çevrilmesini garanti edecektir. Satışın hukuken tamamlanması ve tescili, ihaleden sonra vesayet makamının 10 gün içinde vereceği onama kararına bağlanmıştır. Teknik altyapının kurulabilmesi için bu madde, kanunun yayımından 3 ay sonra yürürlüğe girecektir.
Borçlar Hukuku: Makroekonomik Gerçekliklerin Faiz ve Tazminat Rejimine Entegrasyonu
Türkiye’nin içinden geçtiği enflasyonist makroekonomik süreçte, %9 olarak uygulanan sabit yasal faiz oranı, hukuku ekonominin çok gerisinde bırakmıştı. Bu durum, borcunu ödemeyen kötü niyetli borçlular için devasa bir “finansal teşvik” yaratırken, alacaklılar ve tazminat mağdurları için anayasal mülkiyet hakkının ihlali boyutuna varan erimelere neden oluyordu.
3095 Sayılı Kanun: Yasal Faizin Dinamik Bir Modele Dönüştürülmesi
7589 sayılı Kanunun 10. maddesiyle, 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanunun 1. maddesi revize edilmiş ve sabit %9’luk yasal faiz devri kapanmıştır. Tarafların sözleşmeyle özel bir faiz oranı belirlemediği hallerde veya TBK/TTK gereği faiz ödenmesi gereken tüm yasal uyuşmazlıklarda, kanuni faiz oranı artık piyasa dinamiklerine, spesifik olarak Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının (TCMB) kısa vadeli kredi işlemlerinde uyguladığı reeskont oranının %80’ine endekslenmiştir.
Dinamik Faiz Hesaplama Mekanizması:
-
Temel Alınacak Tarih: Hesaplamada kural olarak, bir önceki yılın 31 Aralık tarihindeki TCMB reeskont oranı esas alınacaktır.
-
Ara Dönem Düzeltmesi: Ekonomi yönetimindeki dalgalanmaları yakalayabilmek için bir ara kontrol mekanizması getirilmiştir. Eğer 30 Haziran tarihindeki TCMB reeskont oranı ile bir önceki 31 Aralık oranı arasında 5 puan veya daha fazla bir sapma meydana gelmişse, yılın ikinci yarısında (1 Temmuz’dan itibaren) doğrudan 30 Haziran oranının %80’i hesaplamaya esas alınacaktır.
Örnek Tablo ile Faiz Mekanizması:
| TCMB Reeskont Oranı Durumu | Uygulanacak Formül | Uygulama Dönemi |
| 31 Aralık 2025: %40 | %40 x %80 = %32 Yasal Faiz | 1 Ocak 2026 – 30 Haziran 2026 |
| 30 Haziran 2026: %42 (Fark 2 Puan) | Fark 5 puandan az. Eski oran (%32) devam. | 1 Temmuz 2026 – 31 Aralık 2026 |
| 30 Haziran 2026: %46 (Fark 6 Puan) | %46 x %80 = %36,8 Yasal Faiz | 1 Temmuz 2026 – 31 Aralık 2026 |
Bu düzenleme, sözleşme özgürlüğünü (tarafların iradi olarak belirlediği akdi faizleri) ortadan kaldırmaz. Ancak kanuni faiz işletilen tüm ticari alacak, haksız fiil ve işçilik davalarında, yargılamanın uzaması artık borçluya haksız bir enflasyon arbitrajı sağlamayacaktır.
TBK 55: Destekten Yoksunluk ve İş Göremezlik Tazminatlarında Faiz Başlangıcı
İş kazaları, trafik kazaları veya tıbbi malpraktis gibi vücut bütünlüğünün ihlal edildiği davalarda, hesaplanan zararlar genellikle ikiye ayrılır: Kaza tarihi ile karar tarihi arasındaki “bilinen dönem” zararları ve karar tarihinden kişinin bakiye ömrünün sonuna kadar uzanan “bilinmeyen (ileriye dönük) dönem” zararları. Yargıtay uygulamalarında, henüz gerçekleşmemiş ve peşin olarak tahsil edilecek bu ileriye dönük zararlar için dahi, kaza (haksız fiil) tarihinden itibaren faiz işletilmesi, borçlular (özellikle sigorta şirketleri ve işverenler) üzerinde fahiş ve sebepsiz bir yük oluşturuyordu.
TBK madde 55’te yapılan değişiklikle bu adaletsizlik kanun yoluyla çözülmüştür.
-
Kazancın Bilindiği Dönem: Kaza tarihinden mahkeme kararına kadar geçen süredeki net kazanç kayıpları için faiz, haksız fiilin (olayın) gerçekleştiği tarihten itibaren işlemeye devam edecektir.
-
Kazancın Bilinmediği (İleriye Dönük) Dönem: Mahkeme kararından sonraki muhtemel bakiye ömür için farazi olarak hesaplanan destekten yoksunluk veya iş göremezlik zararlarında ise faiz, haksız fiil tarihinden değil, doğrudan karar tarihinden itibaren işletilecektir. Geçiş kuralı olarak bu madde, yalnızca yasanın yürürlük tarihinden sonra meydana gelen haksız fiillere uygulanacak olup, geçmiş olaylar mevcut Yargıtay içtihatlarına tabidir.
İdari Yargı Rejimi ve Adalet Teşkilatında Kurumsal Restorasyon
Devlet ile vatandaş arasındaki uyuşmazlıkları çözümleyen idari yargı sistemi, artan iş yükü altında tıkanma emareleri göstermekteydi. 7589 sayılı Kanun, idari yargıda görev sınırlarını genişleterek ve teşkilat yasalarını güncelleyerek bu tıkanıklığa pragmatik neşterler vurmuştur.
“Tek Hakim” Sınırının Genişletilmesi ve Kurumsal Güvence Çatışması
2576 sayılı Kanunun 7. maddesinde yapılan güncellemeyle, idare ve vergi mahkemelerinde heyet (3 kişilik kurul) yerine “tek hakim” tarafından esastan karara bağlanacak iptal ve tam yargı davalarının parasal sınırı 25.000 TL’den astronomik bir artışla 486.000 TL’ye yükseltilmiştir.
Bununla da yetinilmeyerek, parasal değere bakılmaksızın ve mahiyetleri gereği kamu idaresinin özünü ilgilendiren bazı davalar mutlak surette tek hakimin görev alanına devredilmiştir. Bunlar; memurların uyarma cezaları, geçici görevlendirme, yolluk, lojman ve izin işlemleri, öğrenci disiplin cezaları (uzaklaştırma ve okuldan ilişik kesme gibi ağır cezalar hariç) ve 65 yaş muhtaçlık aylığına ilişkin iptal davalarıdır.
Doktriner ve Sistematik İzdüşüm: Bu hamle, idare mahkemelerinde karar alma süreçlerini hızlandırmak için kurgulanmış güçlü bir usul ekonomisi aracıdır. Zira üç hakimin dosyayı okuyup müzakere etmesi yerine, dosyanın tek elden çıkması yargılama süresini yarı yarıya kısaltacaktır. Ancak, TBMM Genel Kurulundaki sert tartışmalar ve baroların eleştirileri dikkate alındığında; idarenin hukuka uygunluk denetiminde tek hakimliğin “heyet güvencesi”ni zayıflattığı, idare karşısında bireyi (özellikle kamu personeli ve öğrencileri) daha kırılgan hale getirdiği ortadadır. İnsan hakları perspektifinden en ciddi eleştiri ise, yabancılar hukuku kapsamında Doğu Türkistanlı Uygurlar gibi koruma arayan grupların sınır dışı edilme davalarının da tek hakimin iki dudağı arasına bırakılması ve bu hayati kararlara karşı üst kanun yollarının sınırlanmasıdır.
BAM İnceleme Yetkileri ve Danıştay Temyiz İstisnaları
-
BAM’ın Esasa Girme Yetkisi (İYUK 45): Bölge İdare Mahkemeleri (BAM), idari istinaf incelemesinde ilk derece mahkemesinin kararında keşif, bilirkişi veya duruşma yapılması gibi usuli bir eksiklik tespit ederse, eski sistemde olduğu gibi kararı kaldırıp dosyayı alt mahkemeye geri göndermeyecektir. BAM, bu eksiklikleri bizzat kendisi tamamlayarak uyuşmazlığın esası hakkında nihai kararı verecektir. Bu devrimci adım, davaların mahkemeler arasında yıllarca pinpon topu gibi gidip gelmesini (usuli fasit daireyi) kıracaktır.
-
Danıştay Temyiz Yolu (İYUK 46): BAM’ın ilk derece mahkemesinin kararını kaldırarak işin esası hakkında yeniden verdiği kararlara karşı, hukuki denetimi sağlamak adına Danıştay’da temyiz yolu açılmıştır. Ancak, yargılamanın uzamasının kamu düzenini bozacağı gerekçesiyle, 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu kapsamındaki sınır dışı etme, ikamet izni iptali ve idari gözetim davaları bu temyiz imkanından istisna tutulmuş ve BAM kararları kesin hale getirilmiştir.
-
Danıştay Kurumsal Yapısı: Danıştay bünyesinde daire sayısının rasyonelleştirilerek 10’a düşürülmesine ilişkin kanuni geçiş süresi 4 yıl (23 Temmuz 2030’a kadar) uzatılmış, bu adaptasyon sürecinde boşalan kadrolara yeni üye atanması kısıtlanmıştır.
Adli Teşkilat: Bilirkişi Suistimaline Disiplin Yaptırımı ve Sınav Sistematiği
Yargının kurumsal kapasitesine ve hakim/savcı kalitesine ilişkin dikkat çeken düzenlemeler Hâkimler ve Savcılar Kanununda (2802 Sayılı Kanun) yer bulmuştur. Türk yargısında kronikleşen ve yargı yetkisinin gayri resmi olarak devri anlamına gelen “hukuki uyuşmazlıklarda bilirkişiye başvurma” hastalığı, ilk kez somut bir disiplin yaptırımına bağlanmıştır. Hâkimlik ve savcılık mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgiyle bizzat çözümlenmesi gereken konularda (örneğin kanunun nasıl yorumlanacağı, sözleşmenin niteliği veya salt kusur oranının tespiti için) gereksiz yere bilirkişiye başvuran ve dosyayı sürüncemede bırakan hâkim veya savcılara HSK tarafından “uyarma” disiplin cezası verilecektir.
Ayrıca, Anayasa Mahkemesinin iptal kararı doğrultusunda adli ve idari yargı Hâkim ve Savcı Yardımcılığı sınav süreçleri objektif kriterlere bağlanmıştır. Eğitim müfredatı netleştirilmiş, yazılı sınavın 100 tam puan üzerinden yapılması kararlaştırılmış ve mülakatlarda (sözlü sınav) adayların mesleki yeterliliği, hukuki kavrayışı, genel kültürü ve temsil kabiliyeti gibi standart değerlendirme ölçütleri kanuna derç edilmiştir.
Adli tıp hizmetlerinin kalitesini artırmak adına, Adli Tıp Kurumu ihtisas kurulu başkan ve üyeliklerine atanabilmek için tıp/diş hekimliğinde uzmanlık veya ilgili alanda doktora derecesi zorunlu kılınmış, görev süreleri ise istikrar sağlamak amacıyla 4 yıl olarak sabitlenmiştir.
Kurumsal bürokrasiyi azaltan bir diğer yenilik ise Noterlik Kanunu’ndadır. Mahkemeler, savcılıklar ve resmi mercilerce talep edilen noterlik evraklarının aslı veya onaylı örnekleri, fiziki posta süreçleri beklenmeksizin güvenli elektronik imza ile entegre sistemlerden (UYAP/Noterlik Bilişim Sistemi) dijital olarak iletilecektir. Bu hızlı ve masrafsız işlem için vatandaştan harç, vergi veya değerli kâğıt bedeli talep edilemeyecektir.
Kamuoyundaki Asılsız Beklentiler ve Pakette Yer Almayan Hususlar
Hukuki torba kanunların meclis hazırlık aşamalarında ortaya atılan taslak metinler, medyanın ve sosyal ağların etkisiyle manipüle edilerek toplumda asılsız beklentiler yaratmaktadır. 7589 sayılı Kanun incelendiğinde, belirli kesimlerce ısrarla beklenen şu düzenlemelerin kanun metninde kesinlikle yer almadığı görülmektedir:
-
Genel Af veya İnfaz İndirimi Kesinlikle Yoktur: Sosyal medyada organize gruplarca yayılan “%50 infaz indirimi”, “tüm hükümlülere 3 yıllık şartlı tahliye” veya “denetimli serbestlik sürelerinin artırılması” şeklindeki iddiaların hiçbir kanuni dayanağı yoktur. Kanun, 5275 sayılı İnfaz Kanunu’nda mahkûmların genel tahliyesine veya indirimine yol açacak hiçbir revizyon içermemektedir. TCK 158/4 kapsamında getirilen ceza indirimi, yalnızca IBAN dolandırıcılığına kısıtlı iştirak eden şahıslara özgü, spesifik bir hukuki daraltmadır.
-
Süresiz Nafakanın Kaldırılması Pakette Yoktur: Anayasa Mahkemesinin 4 Haziran 2026 tarihinde, Medeni Kanun’daki süresiz yoksulluk nafakasının dayanağını iptal edip 9 aylık erteleme süresi vermesinin ardından gözler bu pakete çevrilmişti. Ancak, aile hukuku gibi son derece hassas bir konunun bu torba yasada sıkıştırılmaması gerektiği kanaatiyle, nafaka reformu kanun teklifinden tamamen çıkarılarak müstakil bir yasa çalışmasına bırakılmıştır. Dolayısıyla, AYM’nin verdiği erteleme süresi dolana dek mevcut süresiz nafaka uygulaması yasal olarak yürürlüktedir.
-
Çekişmeli Boşanmada Hızlandırılmış Yargılama (İki Aşamalı Boşanma): Mahkemenin boşanma kararını ilk celselerde verip, nafaka ve tazminat gibi uzun süren mali ihtilafları ikinci aşamaya bırakmasını öngören tasarı veya fiili ayrılık sebebiyle boşanma süresinin 3 yıldan 1 yıla indirilmesi önerileri, 12. Yargı Paketinde yasalaşmamıştır.
-
Sosyal Medya Kimlik Doğrulama ve Suça Sürüklenen Çocuklar: X, Instagram, TikTok gibi sosyal ağlarda anonimliği bitirmeyi hedefleyen kimlik doğrulama zorunluluğu ile çocuklarını suça iten veya ihmal eden ebeveynlere yönelik cezaların artırılmasını öngören radikal değişiklikler siyasi uzlaşma sağlanamadığı için taslak metinlerden çıkarılmıştır.
Yürürlük Takvimi, Geçiş Hükümleri ve Adli Pratiğe Entegrasyon
7589 sayılı Kanun’un hükümleri, Cumhurbaşkanı onayı sonrası Resmî Gazete’de yayımlandığı andan itibaren, kanunun 26. maddesinde detaylı olarak belirlenen farklı zaman dilimlerinde yürürlüğe girecektir (TBMM kayıtlarında bazı taslaklarda 28. madde olarak anılmış olsa da, kabul edilen nihai metinde yürürlük kuralı 26. maddedir).
Hukuk kurallarının zaman bakımından uygulanması (geçiş hükümleri) her dosyanın kaderini belirleyeceğinden, avukatların ve hakimlerin aşağıdaki zaman çizelgesini referans almaları elzemdir:
| Hukuki Düzenleme | İlgili Kanun ve Madde | Yürürlük Tarihi | Geçiş Hükmü ve Usuli Durum |
| IBAN Kullandırma Cezai İndirimi | TCK 158/4 | Resmî Gazete’de Yayım Tarihi |
İstinaf ve Yargıtay’daki dosyalar ilk dereceye iade edilir. İnfazdakiler 6 ay içinde zararı tazmin ederse TCK 168 etkin pişmanlık kümülatif uygulanır. |
| Belirsiz Alacak Davasının Kaldırılması | HMK 107 (Mülga) ve 109/4 (İhdas) | Resmî Gazete’de Yayım Tarihi |
Geçmişe yürümez. Yayım tarihinden önce mahkemelerde derdest olan belirsiz alacak davaları mülga 107. maddeye göre görülmeye devam eder. |
| HAGB’nin İstinaf Denetimine Açılması | CMK 231 | Resmî Gazete’de Yayım Tarihi |
Usul hukuku derhal uygulanır ilkesi gereği, yürürlükten sonra verilen kararlar istinaf kanun yoluna tabi olur. |
| Dinamik Yasal Faiz Rejimi (TCMB Endeksli) | 3095 Sayılı Kanun m. 1 | Resmî Gazete’de Yayım Tarihi |
Yürürlük tarihinden itibaren yapılacak hesaplamalarda TCMB reeskont oranının %80’i kuralı devreye girer. |
| Destekten Yoksunlukta Faiz Başlangıcı | TBK 55 | Resmî Gazete’de Yayım Tarihi |
Sadece yayım tarihinden sonra gerçekleşen yeni haksız fiillere (kazalara) tatbik edilir. Mevcut davalar içtihatlarla yürür. |
| İzale-i Şüyu Satışında Mirasçı Önceliği | İİK 114 | Resmî Gazete’de Yayım Tarihi |
Yürürlük tarihinden sonra icra müdürlüklerince alınacak yeni ihale/satış kararlarını kapsar. |
| Vesayet Mallarının UYAP Üzerinden Satışı | TMK 440 ve devamı | Yayımdan 3 Ay Sonra |
Adalet Bakanlığının elektronik ihale portalını kurumsal ve yazılımsal olarak kısıtlılara uyarlaması için geçiş süresi tanınmıştır. |
| e-Duruşmada Islak İmza Muafiyeti | HMK 149 | Yayımdan 3 Ay Sonra |
SEGBİS ve UYAP sistemlerinde kimlik doğrulama algoritmalarının uyumu için ertelenmiştir. |
| Danıştay Daire Sayısının Korunması | Danıştay Kanunu Geçici M. | 23 Temmuz 2026 İtibarıyla |
Kanunun yayım tarihinde yürürlüğe girecek olmakla birlikte, geriye dönük hak kaybı yaşanmaması için hukuki geçerlilik tarihi 23 Temmuz 2026 olarak fiksleştirilmiştir. |
Değerlendirme ve Sistematik Bakış
-
Yargı Paketi olarak bilinen 7589 sayılı Kanun, adalet sisteminin biriktiği kurumsal stresi, idari tasarruflardan ziyade teknik ve usuli algoritmalarla tahliye etmeyi amaçlayan kapsamlı bir metindir.
Belirsiz alacak davası gibi Yargıtay daireleri arasında yıllarca süren prestij ve doktrin savaşlarına kurban giden bir kurumu, pragmatik bir şekilde kısmi davaya entegre ederek (HMK 109/4) çözüme kavuşturması, Türk medeni usul hukukunun son yıllardaki en doğru adımlarından biridir. İnfaz matematiği bakımından, TCK 158/4 ile IBAN faillerinin cezalandırılmasında salt hürriyeti bağlayıcı ceza yerine onarıcı adaletin (zarar gideriminin) öncelenmesi, cezaevlerindeki niteliksiz yoğunluğu bertaraf ederken mağdurların tahsilat yapabilme ihtimalini (6 aylık etkin pişmanlık penceresiyle) rasyonel bir temele oturtmuştur. İİK 114 ile getirilen kapalı devre miras ihaleleri ise, serbest piyasa acımasızlığına karşı aile kurumunu koruyan, Anayasa’nın sosyal devlet ilkesine yaraşır bir pozitif ayrımcılıktır.
Ancak idari yargıda tek hakimli davaların sınırının yarım milyon Türk Lirasına çekilmesi, yargısal hızı artıracak olsa da, kamu idaresinin gücü karşısında vatandaşı ve hukuki denetim kalitesini zayıflatma potansiyeli taşımaktadır. Bu uygulamanın yaratacağı içtihat uyuşmazlıkları ve bireysel mağduriyetler, önümüzdeki yıllarda Danıştay’ın daha proaktif bir içtihat birleştirme vizyonu benimsemesini zorunlu kılacaktır. Sonuç itibarıyla, yeni usul kuralları, dinamik faiz rejimleri ve restoratif ceza indirimleri ile 7589 sayılı Kanun; avukatların, hakimlerin ve savcıların konfor alanlarını terk ederek dava yönetim stratejilerini bütünüyle yeniden kurgulamalarını gerektiren dönüştürücü bir reformdur.