Giriş
Medeni usul hukuku, tarafların yargılama sürecindeki hareket alanını ve mahkemenin karar verme yetkisinin sınırlarını belirleyen temel ilkeler üzerine kuruludur. Bu ilkelerden taleple bağlılık ve teksif ilkesi, davacının dava dilekçesinde belirttiği talep sonucunu yargılamanın ilerleyen aşamalarında serbestçe değiştirmesini veya artırmasını kısıtlayarak, yargılamanın öngörülebilir bir çerçevede ve makul sürede tamamlanmasını hedefler. Ancak, maddi gerçeğe ve hakkaniyete ulaşma amacı, bu usuli katılıkların mutlak bir şekilde uygulanmasını engellemektedir. Özellikle davanın açıldığı anda alacağın gerçek miktarının tam olarak bilinemediği durumlarda, davacıyı başlangıçtaki talebiyle sınırlamak, ciddi hak kayıplarına yol açabilecektir. Bu çalışmanın temel amacı, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK), talep sonucunun artırılmasına yönelik getirdiği iki temel istisnai mekanizmayı, yani kısmi davada ıslah yoluyla talep artırımını ve belirsiz alacak davasına özgü talep artırım usulünü derinlemesine incelemektir.
Bu makale, söz konusu iki kurumun yalnızca usuli işleyiş farklılıklarını değil, aynı zamanda zamanaşımının kesilmesi, faiz başlangıç tarihi, derdestlik ve yargılama giderleri gibi maddi hukuka doğrudan etki eden sonuçlarını da karşılaştırmalı bir analiz yöntemiyle ele alacaktır. Analiz, HMK’nın ilgili hükümleri, doktrinde yer alan temel tartışmalar ve özellikle Yargıtay daireleri ile Hukuk Genel Kurulu’nun yerleşik içtihatları ve bu içtihatların Anayasa Mahkemesi kararlarıyla şekillenen güncel durumu ekseninde yürütülecektir. Bu sayede, talep artırımına ilişkin mevcut hukuki çerçevenin bütüncül bir fotoğrafı çekilerek, uygulamada karşılaşılan sorunlara ve çözüm önerilerine ışık tutulması amaçlanmaktadır.
Bölüm I: Talep Sonucunu Artırmanın Genel Çerçevesi ve Yöntemleri
1.1. Yargılamaya Hâkim Olan Temel İlkeler Bağlamında Talep Sonucunun Değiştirilmesi
Türk medeni usul hukukunda talep sonucunun sonradan artırılması, kural olarak mümkün değildir. Bu kuralın temelinde, yargılamanın sağlıklı bir şekilde yürütülmesini sağlayan ve HMK’da açıkça düzenlenmiş olan iki temel ilke yatmaktadır. Bu ilkeler, usul ekonomisi ve davalının savunma hakkının korunması gibi üstün amaçlara hizmet ederken, talep artırımının neden istisnai bir yol olduğunu da ortaya koymaktadır.
Taleple Bağlılık İlkesi (HMK m. 26)
Yargılamanın sınırlarını çizen en temel ilke, HMK’nın 26. maddesinde düzenlenen taleple bağlılık ilkesidir.1 Bu ilkeye göre, “Hâkim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez.”.1 Bu hüküm, davaya konu uyuşmazlığın ne olduğunu ve mahkemenin neye karar vereceğini belirleme yetkisinin taraflara ait olduğunu ifade eden tasarruf ilkesinin bir yansımasıdır.2 Davacı, dava dilekçesinde talep sonucunu somutlaştırarak mahkemenin karar vereceği çerçeveyi belirler. Dolayısıyla, davacının talep etmediği bir miktara veya hakka mahkemenin re’sen hükmetmesi, bu ilkenin açık bir ihlali anlamına gelir. Bu ilke, talep artırımının neden mahkemenin veya davacının tek taraflı iradesiyle serbestçe yapılamayacağının maddi hukuk temelini oluşturur.
Teksif İlkesi ve İddianın Genişletilmesi Yasağı (HMK m. 141)
Talep artırımının önündeki en önemli usuli engel ise teksif ilkesi ve bunun bir sonucu olan iddianın ve savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi yasağıdır. Teksif ilkesi, tarafların davayla ilgili tüm iddia ve savunma sebeplerini (vakıaları) ve delillerini belirli bir usuli aşamaya kadar mahkemeye sunmalarını zorunlu kılar. HMK m. 141 uyarınca, dilekçeler teatisi (dava, cevap, cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçeleri) aşamasının tamamlanmasıyla birlikte, taraflar kural olarak iddia ve savunmalarını serbestçe genişletemez veya değiştiremezler.3 Bu yasak, dava sebebi olarak ileri sürülen vakıaları ve talep sonucunu da kapsamaktadır.3 Yasağın temel amacı, davacının dava açarken daha özenli davranmasını sağlamak, yargılamanın gereksiz yere uzamasını önlemek ve davalının sürekli yeni iddialara karşı savunma yapmak zorunda bırakılmasını engelleyerek hukuki güvenliği temin etmektir.5 Bu çerçevede, dilekçeler teatisi tamamlandıktan sonra davacının talep ettiği miktarı artırması, kural olarak bu yasağa takılacaktır.
Bu ilkelerin katı bir şekilde uygulanması, yargılamaya düzen ve öngörülebilirlik getirse de, maddi adaletten uzaklaşma riskini de beraberinde getirir. Bir davacının davanın başında zararının veya alacağının tam miktarını bilememesi hayatın olağan akışına uygundur. Eğer sistem, bu durumlarda talebin sonradan düzeltilmesine hiçbir şekilde izin vermeseydi, bu durum davacıları ya haklarından daha azına razı olmaya ya da aynı hukuki ilişkiden doğan alacakları için birden fazla, masraflı ve verimsiz dava açmaya zorlardı. İşte bu noktada, usul hukukunun katılığı ile maddi adalet ihtiyacı arasındaki dengeyi kurmak amacıyla, kanun koyucu talep artırımına olanak tanıyan istisnai mekanizmalar öngörmüştür.
1.2. Yasağın İstisnaları Olarak Talep Artırım Mekanizmaları
İddianın genişletilmesi yasağı mutlak değildir. HMK, bu yasağın aşılabilmesi için üç temel yol öngörmüştür:
- Davalının Açık Muvafakati (HMK m. 141/1)
- Islah (HMK m. 176 vd.)
- Belirsiz Alacak Davasına Özgü Talep Artırımı (HMK m. 107/2)
Davalının açık muvafakati, uygulamada nadiren karşılaşılan bir durum olduğundan, talep artırımı genellikle ıslah veya belirsiz alacak davası kurumları aracılığıyla gerçekleştirilmektedir. Bu iki kurum, farklı şartlara, usullere ve en önemlisi farklı hukuki sonuçlara sahip olmaları nedeniyle, davacının dava açarken stratejik bir tercih yapmasını gerektirmektedir. Bu çalışma, en sık başvurulan ve en karmaşık hukuki sorunları barındıran bu iki mekanizmaya odaklanacaktır.
Bölüm II: Kısmi Davada Islah Yoluyla Talep Artırımı
2.1. Islah Kavramı, Hukuki Niteliği ve Şartları (HMK m. 176-182)
Tanım ve Amaç
Islah, HMK’nın 176 ila 182. maddeleri arasında düzenlenen ve taraflardan birinin yapmış olduğu bir usul işlemini, karşı tarafın rızasına veya mahkemenin iznine ihtiyaç duymaksızın, tek taraflı bir irade beyanıyla kısmen veya tamamen düzeltmesine imkân tanıyan bir usul hukuku kurumudur.6 Islahın temel amacı, iddianın ve savunmanın genişletilmesi yasağının katı sonuçlarını yumuşatmak ve taraflara, yargılama sırasında yaptıkları usuli hataları veya eksiklikleri bir defaya mahsus olmak üzere telafi etme olanağı sunmaktır.6 Bu yolla davacı, dava değerini artırabilir, dava sebebini değiştirebilir veya dava dilekçesinde bildirmediği vakıaları davaya dahil edebilir.6
Hukuki Niteliği Üzerine Tartışmalar
Doktrinde ve yargı kararlarında ıslahın hukuki niteliği, özellikle de talep artırımı şeklinde yapıldığında “yeni bir dava” mı yoksa “mevcut davanın devamı niteliğinde bir usul işlemi” mi olduğu uzun süre tartışılmıştır. Yargıtay’ın yerleşik ve baskın hale gelen görüşü, ıslahın yeni bir dava olmadığı, yalnızca mevcut davadaki bir usul işleminin (örneğin dava dilekçesinin talep sonucu kısmının) düzeltilmesinden ibaret olduğu yönündedir.9 Bu nitelendirmenin, özellikle zamanaşımı def’inin ileri sürülüp sürülemeyeceği ve faizin başlangıç tarihinin tespiti gibi kritik konularda doğrudan ve önemli sonuçları bulunmaktadır.
Şartları
Islah yoluna başvurulabilmesi için kanunda belirtilen şartların bir arada bulunması gerekir. Bu şartlar şunlardır 7:
- Islaha elverişli, taraflardan birince yapılmış bir usul işleminin bulunması (örneğin, dava dilekçesi, cevap dilekçesi).
- Islahın, tahkikat aşaması sona erinceye kadar yapılması (HMK m. 177/1). Yargılama bittikten, hatta sözlü yargılama aşamasına geçildikten sonra ıslah yapılamaz.13
- Aynı davada tarafların bu haklarını sadece bir kez kullanabilmesi (HMK m. 176/2).7 Bu kural, ıslah kurumunun davaları sürüncemede bırakma aracı olarak kullanılmasını engellemeyi amaçlar.14
2.2. Kısmi Islah Olarak Talep Miktarının Artırılması Usulü
Talep sonucunun artırılması, genellikle HMK m. 109’da düzenlenen kısmi dava türünde karşımıza çıkar. Kısmi dava, talep konusunun niteliği itibarıyla bölünebilir olduğu durumlarda, alacaklının alacağının tamamı yerine, “fazlaya ilişkin haklarını saklı tutmak kaydıyla” şimdilik belirli bir kısmını dava etmesidir.14 Yargılama ilerleyip, genellikle bir bilirkişi raporu ile alacağın geri kalan net miktarı tespit edildiğinde, davacı bu kalan kısmı da aynı davaya dahil etmek isteyecektir. İşte bu noktada başvurulacak yol, kısmi ıslahtır.14
Dava konusunun miktarının artırılması, davanın temelini veya sebebini değiştirmediği için doktrinde ve uygulamada “kısmi ıslah” olarak kabul edilmektedir.14 Bu usulün işleyişi şu şekildedir:
- Davacı, tahkikat sona ermeden bir ıslah dilekçesi vererek talep sonucunu artırdığını mahkemeye bildirir.
- Islah, sözlü olarak duruşmada yapılabileceği gibi yazılı dilekçe ile de yapılabilir. Islah beyanı veya dilekçesi, karşı tarafa tebliğ edilir.6
- Davacı, HMK m. 181 uyarınca, ıslah ettiği usuli işlemi yapması için kendisine verilen bir haftalık süre içinde, artırdığı miktar üzerinden hesaplanacak olan eksik karar ve ilam harcını mahkeme veznesine yatırmak zorundadır. Bu harç yatırılmazsa, ıslah hiç yapılmamış gibi davaya eski talep miktarı üzerinden devam edilir.4
2.3. Islahın Hukuki Sonuçları
Islah yoluyla talep artırımının en kritik ve davacılar için en riskli yönü, zamanaşımı ve faiz konularında doğurduğu hukuki sonuçlardır. Bu yol, davacıya düşük harçla dava açma imkânı sunsa da, yargılamanın uzaması halinde ciddi mali kayıplara neden olabilen bir mekanizmadır.
Zamanaşımı Def’i Karşısındaki Durumu
Yargıtay’ın, ıslahın yeni bir dava olmadığı yönündeki yerleşik içtihadının bir sonucu olarak, davalı tarafın ıslah dilekçesine karşı zamanaşımı def’inde bulunması mümkün değildir.10 Zamanaşımı def’i, davanın kendisine karşı ileri sürülebilen bir savunmadır. Ancak bu durum, davacının lehine bir sonuç doğurmaz. Zira kısmi davada zamanaşımı, davanın açıldığı tarihte yalnızca dava dilekçesinde talep edilen miktar için kesilir. Dava dışı bırakılan ve sonradan ıslahla talep edilen bakiye alacak için ise zamanaşımı süresi, davanın açılmasıyla durmaz, işlemeye devam eder. Bu bakiye alacak için zamanaşımı ancak ıslah dilekçesinin verildiği tarihte kesilmiş sayılır.16 Uzun süren bir yargılamada, davacı alacağının net miktarını öğrendiğinde ıslah yapmak istediğinde, ıslahla talep ettiği kısmın zamanaşımına uğramış olması gibi ağır bir sonuçla karşılaşabilir. Bu, kısmi dava ve ıslah yolunun en temel riskidir.
Faiz Başlangıç Tarihi Sorunu
Zamanaşımındaki duruma paralel bir sonuç, faiz başlangıç tarihi açısından da geçerlidir. Kısmi davada, davadan önce davalı temerrüde düşürülmemişse, faiz iki farklı tarih itibarıyla işlemeye başlar 16:
- Dava dilekçesinde talep edilen ilk miktar için faiz, dava tarihinden itibaren işler.
- Islahla artırılan bakiye miktar için ise faiz, dava tarihinden değil, ıslah tarihinden itibaren işlemeye başlar.
Bu durum, özellikle yüksek meblağlı alacaklarda ve uzun süren davalarda, davacının yıllara yayılan önemli bir faiz alacağından mahrum kalmasına neden olur. Ancak bu kuralın iki önemli istisnası vardır. Birincisi, davacı dava açmadan önce gönderdiği bir ihtarname ile davalıyı alacağın tamamı için temerrüde düşürmüşse, hem ilk talep hem de ıslahla artırılan kısım için faiz temerrüt tarihinden itibaren başlar.20 İkincisi, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu’nun 24.05.2019 tarihli ve 2017/8 E., 2019/3 K. sayılı kararı uyarınca, davacı dava dilekçesinde faiz talep etmişse, ıslah dilekçesinde faiz talebini yinelemese dahi, artırılan miktara da faiz işletilmesine karar verilmelidir.22 Ancak bu karar, faizin başlangıç tarihini değil, talep edilip edilmediği sorununu çözmektedir.
Sonuç olarak, kısmi dava açıp sonradan ıslahla talep artırma yolu, düşük başlangıç maliyeti avantajına karşılık, zamanaşımı ve faiz kaybı gibi çok ciddi riskler barındıran, davacı için stratejik olarak tehlikeli bir usuli yoldur. HMK ile getirilen belirsiz alacak davası kurumu, tam da bu tehlikeleri bertaraf etmeye yönelik bir yasal çözüm olarak ortaya çıkmıştır.
Bölüm III: Belirsiz Alacak Davasında Talep Artırımı
3.1. Belirsiz Alacak Davası Kavramı ve Şartları (HMK m. 107)
Getirilme Amacı
1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HUMK) döneminde, alacağının miktarını tam olarak belirleyemeyen davacılar, kısmi dava açmak zorunda kalmaktaydı. Bu durum, yukarıda açıklandığı üzere, dava dışı bırakılan alacak kesiminin zamanaşımına uğraması ve faiz kaybı gibi ciddi riskler doğuruyordu. 6100 sayılı HMK’nın 107. maddesi ile hukuk sistemimize dahil edilen belirsiz alacak davası, tam da bu sorunları gidermek, davacının usuli riskler nedeniyle maddi hakkını kaybetmesini önlemek ve hak arama özgürlüğünü daha etkin bir şekilde korumak amacıyla getirilmiş köklü bir yeniliktir.5 Bu dava türü, davacıyı, miktarını henüz bilmediği bir alacak için yüksek yargılama harcı ödeme külfetinden kurtarırken, aynı zamanda alacağının tamamını zamanaşımı riskine karşı koruma altına almaktadır.
Şartları
Belirsiz alacak davasının açılabilmesi için kanunda sıkı şartlar öngörülmüştür. Bu davanın temel ve kurucu şartı, HMK m. 107/1’de ifade edildiği üzere, “davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin davacıdan beklenememesi veya bunun objektif olarak imkânsız olması”dır.24 Bu belirsizlik, davacının hukuki ilişkiyi veya vakıaları bilmemesinden değil, yalnızca bu vakıalara dayanan alacağın parasal karşılığını hesaplayamamasından kaynaklanmalıdır. Örneğin, bir işçinin fazla mesai alacağı, işveren kayıtlarına ulaşmadan tam olarak hesaplanamayacağı için belirsiz kabul edilebilir.27 Davacının bu davayı açarken şu unsurları dilekçesinde göstermesi zorunludur 26:
- Davanın dayandığı maddi vakıaları ve hukuki ilişkiyi eksiksiz olarak açıklamalıdır.
- Belirleyebildiği asgari bir miktarı veya değeri “geçici talep sonucu” olarak göstermelidir. Bu miktar, sembolik bir rakam değil, davacının o anki verilerle tespit edebildiği en az tutar olmalıdır.2
3.2. HMK m. 107/2 Uyarınca Talep Artırım Usulü
Belirsiz alacak davasının en özgün yönü, talep artırım usulüdür. Yargılama sırasında, delillerin toplanması, karşı tarafın sunduğu belgeler veya en yaygın şekliyle bilirkişi incelemesi sonucunda alacak tam ve kesin olarak belirlenebilir hale geldiğinde, davacı talep sonucunu artırma imkânına kavuşur. HMK m. 107/2’ye göre bu artırım, “iddianın genişletilmesi yasağına tâbi olmaksızın” yapılır.5 Bu, davacının talep artırımı için davalının rızasına veya ıslah kurumuna başvurmasına gerek olmadığı anlamına gelir.18 Bu mekanizma, ıslah kurumundan tamamen bağımsız, belirsiz alacak davasına özgü, davacı lehine düzenlenmiş özel bir usuldür.33 Davacı, basit bir dilekçe ile (talep artırım dilekçesi) ve eksik harcı tamamlayarak talebini nihai miktara yükseltebilir.
7251 Sayılı Kanun Değişikliği
28 Temmuz 2020 tarihinde yürürlüğe giren 7251 sayılı Kanun ile HMK m. 107/2’de önemli bir değişiklik yapılmıştır. Bu değişikliğe göre, alacağın miktarı veya değeri tam ve kesin olarak belirlenebilir hale geldiğinde, hâkim tahkikat sona ermeden davacıya talebini tam ve kesin olarak belirlemesi için iki haftalık kesin bir süre verir. Davacı bu süre içinde talebini artırmazsa, dava dilekçesinde belirttiği geçici talep sonucu üzerinden dava görülüp karara bağlanır.31 Bu düzenleme, davaların gereksiz yere uzamasını engellemeyi amaçlamakla birlikte, davacıya talebini kesinleştirme konusunda bir yükümlülük getirmektedir.
3.3. Talep Artırımının Hukuki Sonuçları
Belirsiz alacak davası, davacıya usul hukuku alanında bir kalkan vazifesi görerek, kısmi davadaki riskleri tamamen ortadan kaldıran önemli avantajlar sunar.
Zamanaşımı
Bu dava türünün en temel ve en önemli avantajı zamanaşımı konusundadır. Belirsiz alacak davasının açılmasıyla birlikte zamanaşımı, yalnızca dava dilekçesinde belirtilen geçici miktar için değil, yargılama sonunda belirlenecek olan alacağın tamamı için kesilir.15 Bu sayede davacı, davanın ne kadar süreceğinden bağımsız olarak, alacağının zamanaşımına uğrama riskinden tamamen kurtulmuş olur.
Faiz
Zamanaşımına paralel olarak faiz konusunda da davacı lehine önemli bir koruma sağlanmıştır. Davadan önce oluşmuş bir temerrüt durumu yoksa, faiz, sonradan artırılan miktar da dahil olmak üzere, alacağın tamamı için dava tarihinden itibaren işlemeye başlar.15 Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin bir dönem faizin talep artırım tarihinden başlatılması gerektiği yönünde kararları olsa da 36, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun ve doktrindeki baskın görüşün faizin dava tarihinden itibaren işlemesi gerektiği yönünde olması, bu konudaki tereddütleri büyük ölçüde gidermiştir.
Derdestlik ve Ek Dava Yasağı
Belirsiz alacak davası, doğası gereği alacağın tamamını dava konusu yapar. Geçici talep sonucu, alacağın yalnızca bir kısmının dava edildiği anlamına gelmez; aksine, henüz belirlenemeyen bütünün bir parçasıdır. Bu nedenle, belirsiz alacak davası açıldıktan sonra, aynı hukuki ilişkiden kaynaklanan alacağın geri kalanı için ayrı bir “ek dava” açılması, derdestlik (lis pendens) dava şartı engeline takılır ve mümkün değildir.15 Alacağın tamamı, tek bir dava içinde belirlenip hüküm altına alınmalıdır.
Kanun koyucu, HMK m. 107 ile sadece mevcut bir usulü değiştirmemiş; kısmi dava ve ıslah mekanizmasının yarattığı ciddi risklere karşı davacıyı koruyan, paralel ve son derece koruyucu yeni bir yol inşa etmiştir. Bu durum, davanın en başında yapılacak olan dava türü seçimini, davanın sonucunu doğrudan etkileyen, derin mali sonuçları olan stratejik bir karara dönüştürmektedir.
Bölüm IV: Karşılaştırmalı Analiz ve Güncel Sorunlar
4.1. Kısmi Dava ve Belirsiz Alacak Davası Ayrımının Önemi
Islah ve belirsiz alacak davası kurumlarının talep artırımına ilişkin sunduğu imkanlar arasındaki temel farklar, davacının dava açarken yapacağı stratejik seçimin ne denli önemli olduğunu göstermektedir. Bu tercih, sadece usuli bir farklılık yaratmaz, aynı zamanda davanın maddi sonucunu, özellikle de tahsil edilecek nihai meblağı doğrudan etkiler. Aşağıdaki tablo, bu iki mekanizmanın temel farklılıklarını özetlemektedir.
Tablo 1: Kısmi Dava ve Belirsiz Alacak Davasında Talep Artırımının Karşılaştırması
| Özellik | Kısmi Dava (Islah Yoluyla Artırım) | Belirsiz Alacak Davası (HMK m. 107 ile Artırım) |
| Yasal Dayanak | HMK m. 109, 176 vd. | HMK m. 107 |
| Artırım Mekanizması | Islah (Karşı taraf rızası gerekmez, tek kullanımlıktır) 7 | İddianın genişletilmesi yasağına tabi olmadan artırım 24 |
| Zamanaşımına Etkisi | Dava tarihinde sadece dava edilen kısım için kesilir. Artırılan kısım için ıslah tarihinde kesilir.16 | Dava tarihinde alacağın tamamı için kesilir.18 |
| Faiz Başlangıcı | Dava edilen kısım için dava tarihi; artırılan kısım için ıslah tarihi (temerrüt yoksa).16 | Alacağın tamamı için dava tarihi (temerrüt yoksa).16 |
| Ek Dava Açma | Mümkündür (ıslah yerine tercih edilebilir).17 | Mümkün değildir (derdestlik engeli).27 |
| Temel Risk | Artırılan kısmın zamanaşımına uğraması ve faiz kaybı. | Hukuki yarar yokluğundan davanın usulden reddi riski (Bkz. 4.3). |
Bu tablo, iki usuli yol arasındaki keskin ayrımı net bir şekilde ortaya koymaktadır. Bir yanda daha genel amaçlı, ancak ciddi finansal riskler barındıran ıslah kurumu; diğer yanda ise belirli bir amaca hizmet eden, davacıyı zamanaşımı ve faiz risklerine karşı tam korumaya alan belirsiz alacak davası kurumu yer almaktadır.
4.2. Belirsiz Alacak Davasında Birden Fazla Talep Artırımı Sorunu
Belirsiz alacak davasının sunduğu avantajlara rağmen, uygulamasında ortaya çıkan bazı sorunlar Yargıtay kararlarıyla şekillenmektedir. Bunlardan en önemlisi, HMK m. 107/2’nin sağladığı özel artırım imkânının birden fazla kullanılıp kullanılamayacağıdır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, verdiği bir kararda, davacının HMK m. 107/2 uyarınca “iddianın genişletilmesi yasağına tâbi olmaksızın” talep artırma hakkını sadece bir kez kullanabileceğine hükmetmiştir.31 Bu yaklaşıma göre, davacı, alacağının belirlenebilir hale geldiği ilk anda (örneğin ilk bilirkişi raporu sonrası) bu hakkını kullanarak talebini kesinleştirdikten sonra, yargılamanın ilerleyen aşamalarında (örneğin itiraz üzerine alınan ek raporla) alacağın daha da fazla olduğunun anlaşılması durumunda, ikinci bir artırım için artık HMK m. 107/2’nin özel korumasından yararlanamaz.
Hukuk Genel Kurulu’na göre, bu durumda davacı ikinci bir artırım yapmak isterse, genel hükümlere dönmek zorundadır. Yani, eğer daha önce ıslah hakkını kullanmamışsa, ancak ıslah yoluna başvurarak talebini ikinci kez artırabilir.31 Doktrinde de bu görüşü destekleyen yazarlar bulunmaktadır.37
Bu katı yorum, belirsiz alacak davasının ruhuna ve amacına aykırı olduğu yönünde eleştirilmektedir. Özellikle karmaşık davalarda, alacağın tek bir seferde değil, kademeli olarak (örneğin, bir hizmet tespiti davasının sonucunun beklenmesi ve ardından hesaplama yapılması gibi) belirlenebilir hale geldiği durumlar sıkça yaşanmaktadır. Bu gibi durumlarda davacıyı tek bir artırım hakkıyla sınırlamak, onu yine hak kaybı riskiyle karşı karşıya bırakmaktadır. Nitekim İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi’nin, davaların yığılması (birden fazla alacak kaleminin tek davada talep edilmesi) halinde her bir alacak kalemi için yapılan artırımın ayrı değerlendirilmesi gerektiği ve bu kapsamda ikinci bir talep artırımının mümkün olabileceği yönündeki kararı, Yargıtay’ın bu katı yaklaşımına önemli bir alternatif sunmaktadır.38
4.3. Hukuki Yarar Şartı Üzerinden Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi Arasındaki İçtihat Farklılığı
Uygulamadaki en güncel ve temel sorun, alacağı aslında belirli veya belirlenebilir nitelikte olmasına rağmen, davacının belirsiz alacak davasının avantajlarından (özellikle zamanaşımı ve faiz) yararlanmak amacıyla davasını bu şekilde açması durumunda mahkemenin ne yönde karar vereceği noktasında düğümlenmektedir. Bu konuda Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi arasında ortaya çıkan derin görüş ayrılığı, hukuki belirsizliğe yol açmaktadır.
Yargıtay’ın Yaklaşımı
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, uzun süren içtihat farklılıklarının ardından görüşünü değiştirerek, şartları oluşmadan açılan belirsiz alacak davasında davacının “hukuki yararının” bulunmadığına karar vermiştir. Bu yaklaşıma göre, hukuki yarar bir dava şartıdır ve sonradan tamamlanması mümkün değildir. Dolayısıyla, mahkemenin davacıya davasını kısmi davaya dönüştürmesi veya eksik harcı tamamlaması için süre vermeksizin, davayı doğrudan dava şartı yokluğundan usulden reddetmesi gerekmektedir.16 Bu yorum, belirsiz alacak davasının kötüye kullanılmasını engellemeye yönelik katı bir “kapı tutma” (gatekeeping) refleksi olarak görülebilir.
Anayasa Mahkemesi’nin Müdahalesi
Anayasa Mahkemesi (AYM), Yargıtay’ın bu katı yorumunun, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan “adil yargılanma hakkı” kapsamındaki “mahkemeye erişim hakkını” ihlal ettiğine karar vermiştir.40 AYM’ye göre, bir davanın sırf yanlış hukuki niteleme ile açıldığı gerekçesiyle esasına girilmeden usulden reddedilmesi, davacıya aşırı bir külfet yüklemekte ve hakkın özünü zedelemektedir.
AYM, usulden ret kararının “son çare” olması gerektiğini vurgulayarak, bu gibi durumlarda hâkimin HMK’nın kendisine tanıdığı diğer usuli imkanları kullanması gerektiğini belirtmiştir. AYM’nin önerdiği çözüm yolu şudur: Hâkim, davanın belirsiz alacak davası olarak açılamayacağını tespit ettiğinde, davayı re’sen kısmi veya tam eda davası olarak kabul etmeli ve HMK’nın 31. maddesi (hâkimin davayı aydınlatma ödevi), 119/2. maddesi (talep sonucunu tamamlattırma) ve 115/2. maddesi (dava şartı noksanlığının giderilmesi için kesin süre verme) uyarınca davacıya, davasını doğru nitelemeye göre düzeltmesi ve eksik harcı tamamlaması için süre vererek yargılamaya devam etmelidir.39
Yargıtay ve AYM arasındaki bu içtihat çatışması, sadece teknik bir usul hukuku tartışması değildir. Bu durum, Türk yargı sisteminde usul kurallarının katı ve şekilci bir yorumu ile bu kuralların temel haklar ekseninde, amaca uygun ve esnek bir şekilde yorumlanması gerektiği anlayışı arasındaki temel bir gerilimi yansıtmaktadır. AYM’nin kararı, usul kurallarının, ne kadar iyi niyetli olursa olsun, kişilerin bir uyuşmazlığı mahkeme önüne getirme temel hakkını ortadan kaldıracak şekilde yorumlanamayacağına dair önemli bir anayasal denetim işlevi görmüştür. Bu diyalog, Türk medeni usul hukukunun gelecekte daha esnek ve hak odaklı bir çerçeveye evrilmesinde belirleyici olacaktır.
Sonuç
Bu çalışma, 6100 sayılı HMK çerçevesinde talep sonucunun artırılmasına yönelik iki temel mekanizma olan kısmi davada ıslah ve belirsiz alacak davasında özel talep artırım usulünü karşılaştırmalı olarak incelemiştir. Analiz, bu iki kurumun farklı hukuki mantıklar üzerine inşa edildiğini ve davacı açısından tamamen farklı sonuçlar doğurduğunu net bir şekilde ortaya koymuştur. Kısmi davada başvurulan ıslah, iddianın genişletilmesi yasağını aşmaya yarayan genel bir düzeltme aracı olmakla birlikte, davacıyı bakiye alacağın zamanaşımına uğraması ve önemli bir faiz kaybına uğrama gibi ciddi risklerle karşı karşıya bırakmaktadır. Buna karşılık, belirsiz alacak davası ve ona özgü talep artırım mekanizması, tam da bu riskleri bertaraf etmek amacıyla tasarlanmış, davacıyı koruyan özel ve istisnai bir kurumdur. Bu nedenle, davacının davanın en başında yapacağı dava türü tercihi, davanın kaderini ve elde edeceği nihai maddi menfaati doğrudan etkileyen stratejik bir öneme haizdir.
Bununla birlikte, belirsiz alacak davası kurumunun uygulamasında, özellikle Yargıtay’ın geliştirdiği içtihatlar yoluyla ortaya çıkan bazı sorunlar mevcuttur. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun, HMK m. 107/2’nin sağladığı özel artırım imkanının “sadece bir kez” kullanılabileceği yönündeki yorumu ve Yargıtay dairelerinin şartları oluşmadan açılan belirsiz alacak davasının “hukuki yarar yokluğundan usulden reddedilmesi” gerektiği yönündeki katı yaklaşımı, kanunun davacıyı koruma amacını daraltmakta ve hukuki öngörülebilirlik açısından sorunlar yaratmaktadır.
Bu noktada Anayasa Mahkemesi’nin, hukuki yarar yokluğundan davanın reddedilmesinin “mahkemeye erişim hakkını” ihlal ettiğine dair kararı, son derece yerindedir. AYM’nin, usulden ret gibi ağır bir sonuç yerine, hâkimin davayı aydınlatma ödevi ve eksiklikleri tamamlattırma yetkilerini kullanarak daha esnek ve usul ekonomisine uygun bir çözüm önermesi, modern usul hukukunun ruhuyla ve adil yargılanma hakkının gerekleriyle daha uyumludur.
Mevcut hukuki belirsizliklerin giderilmesi ve uygulamada birliğin sağlanması amacıyla de lege ferenda (olması gereken hukuk) açısından şu önerilerde bulunulabilir:
- Kanun koyucu, özellikle alacağın birden fazla aşamada ve kademeli olarak belirlenebilir hale geldiği karmaşık uyuşmazlıklar için, HMK m. 107’de davacıya birden fazla kez talep artırım imkânı tanıyacak şekilde açık bir düzenleme yapmalıdır.
- Şartları oluşmadığı halde belirsiz alacak davası olarak açılan davalarda izlenecek usul, Anayasa Mahkemesi’nin kararı doğrultusunda kanun metninde açıkça düzenlenmelidir. Buna göre, hâkimin davayı usulden reddetmek yerine, davacıya davasını kısmi veya tam eda davasına dönüştürmesi ve eksik harcı tamamlaması için kesin süre vermesi gerektiği hüküm altına alınmalıdır. Bu değişiklikler, hem hak kayıplarını önleyecek hem de yargı kararları arasındaki tutarlılığı sağlayacaktır.
Talep Artırımı (Islah ve Belirsiz Alacak Davası) Hakkında Sıkça Sorulan Sorular (SSS)
Cevap: Kural olarak, dava dilekçesinde belirtilen talep sonucu sonradan serbestçe artırılamaz. Bunun temelinde HMK m. 26’daki taleple bağlılık ilkesi ve HMK m. 141’deki dilekçeler teatisi tamamlandıktan sonra başlayan iddianın genişletilmesi yasağı yatmaktadır. Ancak kanun, bu kuralın katı uygulanmasının yaratacağı hak kayıplarını önlemek için iki temel istisnai mekanizma öngörmüştür: kısmi davada ıslah ve belirsiz alacak davasına özgü talep artırımı.
Cevap: Islah, taraflardan birinin yaptığı bir usul işlemini (örneğin dava dilekçesindeki talep miktarını) tek taraflı iradesiyle ve bir defaya mahsus olmak üzere düzeltmesine imkân tanıyan bir kurumdur (HMK m. 176). Özellikle kısmi dava türünde, davacı alacağının bir kısmını dava ettikten sonra, yargılama sırasında (genellikle bilirkişi raporuyla) belirlenen kalan kısmı için ıslah dilekçesi vererek talep sonucunu artırabilir. Bu işlem için karşı tarafın rızası gerekmez.
Cevap: Islahın iki temel ve çok önemli riski vardır:
Zamanaşımı: Kısmi davada zamanaşımı, sadece dava dilekçesinde talep edilen ilk miktar için dava tarihinde kesilir. Islahla artırılan bakiye kısım için ise zamanaşımı, ıslah tarihinde kesilir. Bu durum, davanın uzaması halinde artırılan kısmın zamanaşımına uğraması riskini doğurur.
Faiz Başlangıcı: Davadan önce davalı temerrüde düşürülmemişse, faiz iki farklı tarihte işlemeye başlar. Dava dilekçesindeki miktar için dava tarihinden, ıslahla artırılan miktar için ise ıslah tarihinden itibaren faiz işler. Bu da davacı için ciddi bir faiz kaybı anlamına gelebilir.
Cevap: Belirsiz alacak davası, davanın açıldığı anda alacağın miktarının veya değerinin tam ve kesin olarak davacı tarafından belirlenmesinin objektif olarak imkânsız olduğu veya kendisinden beklenemeyeceği durumlarda açılan özel bir dava türüdür. Amacı, davacıyı, miktarını bilmediği bir alacak için kısmi dava açmanın getirdiği zamanaşımı ve faiz kaybı risklerinden korumaktır.
Cevap: Yargılama sırasında (örneğin bilirkişi raporuyla) alacak belirli hale geldiğinde, davacı “iddianın genişletilmesi yasağına tâbi olmaksızın” talebini artırabilir. Bu, ıslah kurumundan tamamen bağımsız, bu davaya özgü özel bir usuldür. Davacı, basit bir “talep artırım dilekçesi” vererek ve eksik harcı tamamlayarak talebini nihai miktara yükseltebilir. Islah hakkını kullanmış olmaz.
Cevap: Bu dava türünün en önemli avantajları şunlardır:
Zamanaşımı: Dava açıldığı anda, sadece başlangıçta talep edilen geçici miktar için değil, yargılama sonunda belirlenecek olan alacağın tamamı için zamanaşımı kesilir.
Faiz Başlangıcı: Davadan önce temerrüt yoksa, faiz, sonradan artırılan kısım da dahil olmak üzere alacağın tamamı için dava tarihinden itibaren işlemeye başlar.
Cevap: Bu konuda Yargıtay ile Anayasa Mahkemesi (AYM) arasında derin bir görüş ayrılığı bulunmaktadır:
Yargıtay’ın Yaklaşımı: Yargıtay, bu durumda davacının “hukuki yararı” bulunmadığı gerekçesiyle davayı dava şartı yokluğundan usulden reddetmektedir. Davacıya davasını düzeltmesi için süre vermemektedir.
Anayasa Mahkemesi’nin Yaklaşımı: AYM, Yargıtay’ın bu katı yorumunun Anayasa ile güvence altına alınan “mahkemeye erişim hakkını” ihlal ettiğine karar vermiştir. AYM’ye göre, hâkim davayı doğrudan reddetmek yerine, davacıya HMK’daki “davayı aydınlatma ödevi” kapsamında davasını kısmi veya tam eda davasına dönüştürmesi ve eksik harcı tamamlaması için kesin süre vermelidir.
Cevap: Bu konu tartışmalıdır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, HMK m. 107/2’deki “iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmama” avantajının sadece bir kez kullanılabileceği görüşündedir. Bu görüşe göre, davacı ikinci bir artırım yapmak isterse artık bu özel usulden yararlanamaz; eğer daha önce kullanmamışsa ancak genel hükümlere dönerek ıslah yoluna başvurabilir. Bu yorum, doktrinde davanın amacına aykırı olduğu yönünde eleştirilmektedir.