- Giriş
Ticari davalarda ispat yükünü stratejik biçimde yönetmek, davanın sonucunu belirleyen en önemli unsurlardan biridir. Bu yazı, delil listesinin ıslahı yoluyla münhasıran karşı tarafın ticari defterlerine dayanma taktiğini, HMK m.176 vd. ve m.222/5 çerçevesinde ayrıntılı biçimde açıklar.
Giriş
Ticari davalarda ispat yükünü stratejik biçimde yönetmek, davanın sonucunu belirleyen en önemli unsurlardan biridir. Bu yazı, delil listesinin ıslahı yoluyla münhasıran karşı tarafın ticari defterlerine dayanma taktiğini, HMK m.176 vd. ve m.222/5 çerçevesinde ayrıntılı biçimde açıklar.
Islah kurumunun genel çerçevesi hakkında daha fazla bilgi için Islah Nedir? HMK 176-181 Açıklaması yazımıza bakabilirsiniz
Türk medeni usul hukukunun temelini oluşturan ilkelerden biri, davanın taraflarca hazırlanmasıdır. Bu ilkenin doğal bir sonucu olarak, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 141. maddesinde düzenlenen “iddia ve savunmanın genişletilmesi ve değiştirilmesi yasağı”, yargılamanın belirli bir disiplin ve öngörülebilirlik içinde ilerlemesini temin eder. Ancak kanun koyucu, bu yasağın katı bir şekilde uygulanmasının maddi gerçeğe ulaşmayı engelleyebileceği ve ciddi hak kayıplarına yol açabileceği gerçeğinden hareketle, bu kurala önemli istisnalar tanımıştır. Bu istisnaların en önemlisi ve en kapsamlısı, şüphesiz “ıslah” kurumudur.1 Islah, taraflara yargılama sürecinde yaptıkları usul işlemlerindeki hata ve eksiklikleri düzeltme imkânı sunan, kendine özgü (sui generis) nitelikte bir müessesedir ve bu yönüyle adil yargılanma hakkının somut bir tezahürüdür.1
Ticari davaların karmaşık ve dinamik yapısı, yargılama sırasında tarafları beklenmedik delil durumlarıyla karşı karşıya bırakabilir. Özellikle, müvekkil şirketin ticari defterlerinin usulüne uygun tutulmamış olması –örneğin açılış veya kapanış tasdiklerinin eksikliği– gibi durumlar, bu defterlerin sahibi aleyhine delil teşkil etme gibi ciddi bir risk barındırır. İşte bu gibi zorlu anlarda, tecrübeli hukukçuların başvurabileceği, cesaret ve dikkatli bir analiz gerektiren özel bir yargılama stratejisi mevcuttur. Bu strateji, ıslah kurumunun esnek yapısını, HMK’nın 222. maddesinin 5. fıkrasında düzenlenen kesin sonuçlu yaptırımla birleştirmeye dayanır.
Bu makalenin amacı, delil listesinin ıslahı yoluyla ispat yükünün münhasıran karşı tarafın ticari defterlerine hasredilmesi stratejisinin hukuki temellerini, uygulama koşullarını, Yargıtay içtihatlarındaki yerini, stratejik avantajlarını ve içerdiği riskleri, doktriner tartışmalar ve emsal kararlar ışığında derinlemesine incelemektir.
Bölüm I: Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda Islah Kurumu: Temel Esaslar ve Sınırlar
1.1. Islahın Hukuki Niteliği, Amacı ve Şartları
Islah, HMK’nın 176. ve devamı maddelerinde düzenlenmiş olup, taraflardan birinin, yapmış olduğu bir usul işlemini tek taraflı irade beyanıyla kısmen veya tamamen düzeltmesine olanak tanıyan bir usul hukuku kurumudur.3 Islahın geçerli olabilmesi için karşı tarafın veya mahkemenin onayına gerek yoktur; bu yönüyle taraflara yargılama içinde önemli bir otonomi alanı tanır.1
Islahın temel amacı, iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağının doğurabileceği katı sonuçları yumuşatarak maddi hak kayıplarını önlemektir. Taraflar, dava açıldıktan sonra öğrendikleri yeni olgular, fark ettikleri hatalar veya değişen koşullar çerçevesinde iddia ve savunmalarını yeniden şekillendirme imkânı bulurlar.3 Bu sayede, usul kurallarının şekilciliğine takılıp maddi adaletten uzaklaşılmasının önüne geçilmesi hedeflenir.
Islahın geçerli olabilmesi için HMK’da belirtilen şu kümülatif şartların sağlanması gerekir 3:
- Islaha Elverişli Bir Taraf Usul İşleminin Varlığı: Islah, sadece davanın taraflarınca yapılmış usul işlemlerine yönelik olarak kullanılabilir. Mahkemenin veya karşı tarafın işlemleri ıslah edilemez.3
- Taraflarca Yapılması: Islah hakkı, davanın asıl taraflarına (davacı ve davalı) aittir.1
- Bir Kez Başvurulabilmesi: Taraflar aynı davada ıslah yoluna yalnızca bir kez başvurabilirler. Bu kural emredici nitelikte olup, mahkemece re’sen gözetilir.3
- Zamanlama: Islah, tahkikatın sona ermesine kadar yapılabilir. Mahkemenin tahkikatın bittiğini taraflara bildirmesinden sonra ıslah yoluna başvurulamaz.1
- Şekil: Islah, yazılı bir dilekçe ile veya duruşma sırasında sözlü olarak yapılabilir. Sözlü ıslah beyanı tutanağa geçirilir.2
- Giderlerin Ödenmesi: Islah yoluna başvuran taraf, bu işlem nedeniyle ortaya çıkan tüm yargılama giderlerini ve karşı tarafın uğradığı olası zararları ödemekle yükümlüdür.3
1.2. Islahın Kapsamı ve Türleri: Kısmi ve Tamamen Islah
HMK, ıslahı kapsamına göre ikiye ayırmıştır: tamamen ıslah ve kısmen ıslah.3
Tamamen Islah (HMK m. 180): Bu ıslah türünde davacı, dava dilekçesinden itibaren yapılmış olan tüm usul işlemlerinin yapılmamış sayılmasını talep eder. Davasını tamamen ıslah ettiğini bildiren taraf, bu bildirimden itibaren bir hafta içinde yeni bir dava dilekçesi vermek zorundadır. Aksi halde, ıslah hakkı kullanılmış sayılır ve ıslah hiç yapılmamış gibi davaya mevcut haliyle devam edilir. Bu yol genellikle dava sebebinin veya talep sonucunun kökten değiştirilmesi gerektiğinde başvurulan bir yöntemdir.2
Kısmen Islah (HMK m. 181): Uygulamada daha sık karşılaşılan bu türde, dava dilekçesinden sonraki belirli bir veya birkaç usul işlemi düzeltilir. Örneğin, belirsiz alacak davasında dava değerinin artırılması, dava dilekçesinde belirtilen bir vakıanın değiştirilmesi veya eksik bildirilen delillerin tamamlanması gibi işlemler kısmi ıslah konusudur. Bu makalede incelenen strateji, delil listesi gibi spesifik bir usul işlemini hedef aldığından, kısmi ıslah kapsamında yer alır.2
1.3. Islahın Sınırları: Islah Yoluyla Aşılamayacak Haller (HMK m. 179)
Islah, kural olarak yapıldığı andan itibaren geçmişe etki eder ve ıslah edilen usul işlemlerinin yapılmamış sayılması sonucunu doğurur.3 Ancak bu kural mutlak değildir ve kanun koyucu, yargılamanın istikrarı ve kazanılmış hakların korunması amacıyla ıslahın etki edemeyeceği bazı durumları özel olarak düzenlemiştir.
HMK’nın 179. maddesinin 2. fıkrasına göre; ikrar, tanık ifadeleri, bilirkişi rapor ve beyanları, keşif ve isticvap tutanakları ile yemin teklifi, reddi veya iadesi gibi işlemler ıslah yoluyla geçersiz kılınamaz.2 Bu işlemlerin ortak özelliği, bir kısmının karşı tarafın veya mahkemenin katılımıyla oluşması, bir kısmının ise maddi hukuk açısından kesin sonuçlar doğurmasıdır.
Bunun yanı sıra, doktrin ve Yargıtay içtihatlarıyla şekillenen başka sınırlar da mevcuttur. Örneğin, ıslah yoluyla davanın tarafları değiştirilemez, süresinde açılmamış bir karşı dava ıslahla açılamaz ve en önemlisi, cevap dilekçesinde süresinde ileri sürülmeyen ilk itirazlar (yetki, tahkim itirazı gibi) sonradan ıslah yoluyla ileri sürülemez.4
Bu noktada, makalenin temelini oluşturan strateji açısından kritik bir hukuki argüman ortaya çıkmaktadır. Islahın sınırlarını çizen HMK m. 179’da, ıslahla geçersiz kılınamayacak işlemler tahdidi (sınırlı sayıda) olarak sayılmıştır. Bu listede “delil listesi sunma” veya “delil bildirme” işleminin yer almaması, bu işlemin ıslaha konu edilebileceğine dair en güçlü kanuni dayanaklardan birini oluşturur. Kanun koyucunun özel olarak yasaklamadığı bir taraf usul işleminin, HMK m. 176’daki genel kural uyarınca ıslaha elverişli olduğu, argumentum a contrario (aksi ile kanıt) ilkesi gereğince kabul edilmelidir. Bu mantık silsilesi, bir sonraki bölümde incelenecek olan Yargıtay kararının da temelini oluşturmaktadır.
Bölüm II: Delil Listesinin Islahı: Doktrindeki Tartışmalar ve Yargıtay’ın Kilidi Açan Kararı
2.1. Temel Mesele: Yeni Vakıa Olmaksızın Delil Listesi Islah Edilebilir mi?
HMK uyarınca taraflar, dilekçelerin teatisi (dava, cevap, cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçeleri) aşamasında tüm iddia ve savunmalarını ve bunlara ilişkin delillerini bildirmekle yükümlüdürler. Bu aşamadan sonra, karşı tarafın açık rızası olmaksızın yeni delil ileri sürülmesi kural olarak yasaktır (HMK m. 145). Peki, süresinde bildirilmeyen veya eksik bildirilen bir delil listesi, ıslah yoluyla sonradan tamamlanabilir veya değiştirilebilir mi? Bu soru, doktrinde iki temel görüşün ortaya çıkmasına neden olmuştur:
- Dar Yorum (Yeni Vakıa Şartı Arayan Görüş): Bu görüşe göre, ıslahla yeni delil sunulabilmesi, ancak ve ancak ıslahla davaya yeni bir vakıa (olgu) eklenmesi şartına bağlıdır. Yani, taraf ıslah dilekçesiyle iddiasını yeni bir olguya dayandırıyorsa, bu yeni olguyu ispatlamak için yeni delil gösterebilir. Ancak mevcut vakıalar için süresinde bildirilmeyen bir delilin, sonradan sadece delil listesini düzeltmek amacıyla ıslah yoluyla dosyaya eklenemeyeceğini savunur.8
- Geniş Yorum (Bağımsız Usul İşlemi Olarak Gören Görüş): Bu görüş ise, delil listesi sunma eyleminin kendisinin, davadaki vakıalardan bağımsız, müstakil bir “taraf usul işlemi” olduğunu kabul eder. Dolayısıyla, HMK m. 176’daki genel kural gereğince, davaya yeni bir vakıa eklenmese dahi, bu usul işleminin ıslah yoluyla düzeltilebileceğini ileri sürer.8
2.2. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin Emsal Niteliğindeki 2015/11858 E., 2016/9302 K. Sayılı Kararının Derinlemesine Analizi
Doktrindeki bu tartışmaya son noktayı koyan ve makaledeki stratejinin hukuki temelini sağlamlaştıran gelişme, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin verdiği emsal niteliğindeki kararla yaşanmıştır. Söz konusu davada, ilk derece mahkemesi, “yeni delil sunmanın ıslaha konu olamayacağı” gerekçesiyle davacının ıslah talebini reddetmiş ve davayı ispatlanamadığı gerekçesiyle sonlandırmıştır. Ancak Yargıtay, bu kararı bariz bir şekilde hukuka aykırı bularak bozmuştur.9
Yargıtay’ın bozma gerekçesi, son derece net ve yol göstericidir. Kararın kilit cümlesi şöyledir:
“Oysa, 6100 sayılı HMK’nın 176. ve 177/1. maddelerinde, davanın her iki tarafının da, yargılama usulüyle ilgili bir işlemini bir defaya mahsus olmak üzere kısmen veya tamamen ıslah edebileceği ve ıslahın tahkikata tabi olan davalarda tahkikatın bitimine kadar yapılabileceği belirtilmiştir. Taraflarca delil listesinin sunulması işlemi de yargılama usulüyle ilgili bir işlem olup, ıslah ile değiştirilmesi mümkündür.“ 8
Bu karar, doktrindeki geniş yorumu açıkça benimsemiş ve “delil ıslahı” için yeni bir vakıa ileri sürülmesi şartını aramadığını ortaya koymuştur. Karar, ıslahın sadece davanın “ne” olduğuyla (vakıalar, talep sonucu) ilgili bir düzeltme aracı olmadığını, aynı zamanda davanın “nasıl” ispat edileceğiyle (deliller) ilgili usuli pozisyonları da değiştirebilen dinamik ve esnek bir kurum olduğunu teyit etmiştir. Bu yorum, usul kurallarının katı bir şekilcilikle uygulanarak hak kayıplarına yol açması yerine, maddi gerçeğe ulaşma hedefini ön planda tutan bir yaklaşımın ürünüdür.
2.3. Güncel İçtihatlar ve Uygulamadaki Durum
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin bu öncü kararının ardından, diğer dairelerin de benzer yönde kararlar verdiği görülmektedir. Özellikle Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin de delil listesinin ıslah edilebileceğini kabul eden kararları mevcuttur.8 Bu durum, delil listesinin ıslahının artık Yargıtay nezdinde yerleşik bir içtihat haline gelmeye başladığını göstermektedir. Şüphesiz, ıslahla yeni bir vakıa ileri sürülmesi halinde bu vakıaya ilişkin yeni delil gösterilebileceği, delil ıslahının en tartışmasız ve genel kabul gören halidir.12 Ancak 11. Hukuk Dairesi’nin kararı, bu zorunluluğu ortadan kaldırarak, sadece delil bildiriminde hata yapan veya strateji değiştirmek isteyen taraflar için de ıslah kapısını aralamıştır. Bu gelişim, usul hukukunda “şekil” ile “esas” arasındaki dengeyi, maddi gerçeğe ulaşma ve hak arama özgürlüğü lehine kaydıran önemli bir adımdır.
Bölüm III: Ticari Defterlerin Hukuk Yargılamasındaki Çift Yönlü Delil Değeri
3.1. HMK m. 222 Kapsamında Ticari Defterlerin Delil Niteliği
Ticari defterlerle ispat kuralları, mülga Türk Ticaret Kanunu’ndan (TTK) alınarak HMK’nın 222. maddesinde yeniden düzenlenmiştir.14 Bu değişikliğin temel amacı, ticari defterlerle ispatın bir usul hukuku meselesi olduğunu vurgulamaktır. HMK’nın genel gerekçesinde, ticari defterlerin “kesin delil” olmaktan çıkarıldığı ve takdiri delil sistematiği içinde değerlendirileceği belirtilmiştir.14 Buna rağmen, Yargıtay’ın bazı güncel kararlarında ticari defterler için hala “kesin delil” ifadesini kullanması, uygulamada bir kafa karışıklığına yol açmaktadır.16 Bu durumun temel nedeni, ticari defterlerin kanunda sayılan ağır şartları taşıması halinde, hâkimin takdir marjını büyük ölçüde daraltan ve neredeyse bağlayıcı bir ispat gücüne ulaşmasıdır. Teknik olarak takdiri delil olsalar da, belirli koşullar altında kesin delile yakın bir sonuç doğururlar.17
3.2. Ticari Defterlerin Sahibi Lehine Delil Teşkil Etmesinin Ağır Şartları
Bir tacirin kendi tuttuğu ticari defterlerin, bir davada kendi lehine delil olarak kullanılabilmesi, HMK m. 222/2 ve 222/3’te sayılan son derece sıkı ve kümülatif şartlara bağlanmıştır 17:
- Davanın her iki tarafının da tacir olması ve uyuşmazlığın her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili bir ticari davadan kaynaklanması.15
- Defterlerin, TTK ve Vergi Usul Kanunu hükümlerine göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş olması.15
- Yevmiye defteri, defteri kebir ve envanter defteri gibi defterlerin kanunen zorunlu olan açılış ve kapanış onaylarının noter tarafından zamanında yapılmış olması.15
- Defterlerdeki uyuşmazlıkla ilgili kayıtların kendi içinde ve diğer defterlerle (örneğin yevmiye defteri ile defteri kebir) tutarlı olması, yani birbirini doğrulaması.15
- Karşı tarafın da usulüne uygun tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bu kayıtlara aykırı olmaması veya karşı tarafın defterlerinde ilgili hususta hiçbir kayıt bulunmaması.15
- Defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması.15
Bu şartlardan herhangi birinin eksikliği, ticari defterlerin sahibi lehine delil olma niteliğini ortadan kaldırır.
3.3. Usulüne Uygun Tutulmayan Defterlerin Hukuki Akıbeti: Sahibi Aleyhine Delil Olma
Makalede ele alınan stratejinin doğuşuna neden olan temel hukuki düzenleme, HMK’nın 222. maddesinin 4. fıkrasıdır. Bu fıkra, son derece net bir şekilde şu hükmü amirdir: “Açılış veya kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan ticari defter kayıtları, sahibi aleyhine delil olur.”.18
Bu hüküm, ticari defterleri tacir için adeta “iki ucu keskin bir bıçak” haline getirmektedir. Kanuni gerekliliklere tam uyum, defterleri güçlü bir ispat aracına dönüştürürken; unutulmuş bir kapanış tasdiki gibi en küçük bir usul hatası dahi, bu defterleri sahibi aleyhine işleyen bir silaha çevirir. Bu durum, davası görülen bir taciri ciddi bir paradoksla karşı karşıya bırakır: Eğer defterleri usulsüzse ve bunları mahkemeye sunarsa, kendi aleyhine delil sunmuş olacaktır. Sunmaktan kaçınırsa, HMK m. 220 uyarınca yine aleyhine sonuçlar doğabilecektir. İşte bu yasal açmazdan kurtulma ve ispat yükünü tamamen rakibin sahasına yıkma arayışı, HMK m. 222/5’e dayalı stratejiyi son derece cazip bir seçenek haline getiren temel motivasyondur.
Bölüm IV: Stratejik Bir Koz: Münhasıran Karşı Tarafın Ticari Defterlerine Dayanma (HMK m. 222/5)
4.1. HMK m. 222/5’in Uygulama Şartları ve “Münhasıran Dayanma” Beyanı
HMK m. 222/5, ticari davalarda ispat hukukuna ilişkin özel ve son derece güçlü bir düzenleme içermektedir:
“(5) Taraflardan biri tacir olmasa dahi, tacir olan diğer tarafın ticari defterlerindeki kayıtları kabul edeceğini belirtir; ancak, karşı taraf defterlerini ibrazdan kaçınırsa, ibrazı talep eden taraf iddiasını ispat etmiş sayılır.” 22
Bu hükmün uygulanabilmesi için en kritik unsur, “münhasıran” veya “sadece” karşı tarafın ticari defterlerine dayanıldığının açıkça beyan edilmesidir. Bu beyan, tarafın kendi iddiasını ispatlamak için tanık, bilirkişi, yemin, kendi ticari defterleri dahil olmak üzere diğer tüm delillerden feragat ettiği ve davanın kaderini tamamen karşı tarafın ticari kayıtlarına teslim ettiği anlamına gelir. Bu, stratejinin “her şey ya da hiç” doğasını ortaya koyan, geri dönülemez bir usuli tercihtir.23
Maddenin uygulanabilmesi için tarafların sıfatı da önemlidir. Delillerini bu şekilde hasreden (sınırlayan) tarafın tacir olması gerekmez; tacir olmayan bir kişi veya şirket de bu yola başvurabilir. Ancak, defterlerine dayanılan karşı tarafın mutlaka tacir sıfatını haiz olması zorunludur, zira ticari defter tutma yükümlülüğü tacirlere aittir.19
4.2. Defterlerin İbrazından Kaçınmanın Hukuki Sonucu: İddianın İspat Edilmiş Sayılması
Stratejinin en can alıcı noktası, karşı tarafın ticari defterlerini mahkemeye ibraz etmekten kaçınması durumunda ortaya çıkan sonuçtur. HMK m. 222/5, bu durumda “ibrazı talep eden tarafın iddiasını ispat etmiş sayılacağını” hükme bağlamıştır. Bu, HMK’daki en ağır ispat yaptırımlarından biridir ve mahkemeye herhangi bir takdir hakkı bırakmaz. İddianın içeriği ne olursa olsun, defterlerin ibraz edilmemesi, o iddianın doğruluğunu kanıtlayan bir olgu olarak kabul edilir.22
Bu yaptırım, belgelerin ibraz edilmemesine ilişkin genel düzenleme olan HMK m. 220’den çok daha keskindir. HMK m. 220’de mahkeme, ibraz edilmeyen belgenin içeriği hakkında karşı tarafın beyanını doğru kabul edebilirken, yani bir takdir hakkı kullanırken; HMK m. 222/5’te iddia doğrudan ispat edilmiş sayılır. Bu, bir ispat yükü karinesi değil, bir “ispat sonucu” karinesidir.26 Defterlerin yangın, sel gibi nedenlerle zayi olduğu iddia edilse bile, eğer süresinde alınmış bir zayi belgesi (TTK m. 82/7) sunulamıyorsa, bu durum da “ibrazdan kaçınma” ile aynı hukuki sonuca tabi tutulur.20 Bu ağır yaptırım, kanun koyucunun ticari hayatta şeffaflığa ve kayıt düzenine verdiği önemin bir yansımasıdır.
4.3. Defterlerin İbraz Edilmesi Halinde Ortaya Çıkacak Senaryolar
Karşı tarafın blöfü görerek ticari defterlerini ibraz etmesi halinde ise davanın seyri tamamen bu defterlerin içeriğine göre şekillenir:
- Senaryo 1: Defter Kayıtları İddiayı Doğruluyor: Bu durumda, delilini bu kayıtlara hasreden tarafın davası kabul edilecektir.
- Senaryo 2: Defter Kayıtları İddiayı Yalanlıyor: Taraf, “münhasıran” bu delile dayandığını beyan ettiği ve başka delil sunma hakkından feragat ettiği için, iddiasını ispat edememiş sayılacak ve davası reddedilecektir.
- Senaryo 3: Defterlerde İlgili Hususta Hiçbir Kayıt Yok: Ticari defterlerde bir işleme ilişkin kayıt bulunmaması, o işlemin yapılmadığına karine teşkil etmez. Ancak HMK m. 222/3 uyarınca bu durum, defterlerin sahibi lehine delil olarak kullanılmasına engel olur. Dolayısıyla, iddiasını sadece bu delile bağlayan taraf, ispat vasıtasından yoksun kalacağı için iddiasını ispat edememiş sayılır ve davası yine reddedilir.28
Bölüm V: Uygulamaya Yönelik Stratejik Değerlendirmeler ve Risk Analizi
5.1. Adım Adım Stratejinin Uygulanması
Bu cüretkar stratejinin başarıyla uygulanması, dikkatli bir planlama ve zamanlama gerektirir.
- Zamanlama: Stratejiye başvurmak için en uygun an, genellikle yargılamanın ilerlediği, kendi delillerinin (örneğin alınan bilirkişi raporu veya dinlenen tanık beyanları) aleyhe sonuçlar doğurmaya başladığı ve tahkikatın sonuna yaklaşıldığı aşamadır. Bu, son bir hamle olarak yargılamanın seyrini değiştirme potansiyeli taşır.
- Islah Dilekçesinin Hazırlanması: Mahkemeye sunulacak kısmi ıslah dilekçesi, son derece net ve tereddüde yer vermeyecek şekilde kaleme alınmalıdır. Dilekçede, daha önce sunulan delil listesinin ıslah edildiği, HMK m. 194’te düzenlenen ispat hakkı çerçevesinde, davanın bu aşamadan sonra münhasıran davalının ticari defter ve kayıtlarına dayanılarak ispat edileceğinin altı çizilmelidir. Herhangi bir belirsizlik, mahkemenin HMK m. 222/5’i uygulamaktan kaçınmasına neden olabilir.30
- Mahkemeden Talep: Islah dilekçesiyle birlikte mahkemeden, ıslah talebinin kabulüne karar verilmesi ve akabinde davalıya, ticari defterlerini sunması için HMK m. 220 uyarınca kesin bir süre verilmesi talep edilmelidir. Ayrıca, bu kesin süre içinde defterlerin sunulmaması halinde HMK m. 222/5 gereğince davanın ispat edilmiş sayılacağının davalıya ihtar edilmesi de istenmelidir.
5.2. Stratejinin Riskleri ve Kontra-Stratejiler
Bu strateji, yüksek getiri potansiyeli kadar yüksek riskler de barındırır.
- En Büyük Risk: Rakibin Blöfü Görmesi: En büyük risk, karşı tarafın usulüne uygun olarak tutulmuş, tüm tasdikleri tam ve iddiayı açıkça çürüten ticari defterlerini mahkemeye ibraz etmesidir. Bu durumda, başka delil sunma hakkından feragat edilmiş olduğundan, davanın kaybedilmesi neredeyse kesindir. Bu nedenle, bu stratejiye başvurmadan önce rakip şirketin kurumsal yapısı, ticari itibarı ve defter tutma disiplini hakkında kapsamlı bir ön araştırma yapılması hayati önem taşır.
- Tek Islah Hakkının Tüketilmesi: Islah hakkı, bir davada yalnızca bir kez kullanılabilir.6 Bu stratejinin başarısız olması, yargılamanın ilerleyen aşamalarında ortaya çıkabilecek başka bir usuli hatayı (örneğin, talep sonucunu artırma ihtiyacı) düzeltme imkânını ortadan kaldırır.
- Kötü Niyetli Islah İddiası: Karşı taraf, ıslahın sırf davayı uzatmak veya yargılamayı sürüncemede bırakmak amacıyla kötü niyetle yapıldığını iddia edebilir. Mahkemenin bu iddiayı haklı bulması halinde, ıslah talebi reddedilebileceği gibi, ıslah yapan taraf HMK m. 178 uyarınca ek yargılama giderleri ve para cezasıyla karşı karşıya kalabilir.3
- Karşı Tarafın Olası Savunmaları: Defterlerine dayanılan taraf, defterlerinin yangın, sel, hırsızlık gibi mücbir sebeplerle zayi olduğunu iddia edebilir. Ancak bu iddianın hukuken geçerli olabilmesi için, olayın öğrenilmesinden itibaren 15 gün içinde mahkemeden “zayi belgesi” alınmış olması gerekir (TTK m. 82/7). Zayi belgesi sunulamaması, ibrazdan kaçınma ile aynı sonuçları doğurur.23
5.3. Olası Sonuçlar Tablosu
Aşağıdaki tablo, delil ıslahı ve HMK m. 222/5 stratejisinin farklı senaryolardaki muhtemel sonuçlarını özetleyerek karar verme sürecine yardımcı olmayı amaçlamaktadır.
Tablo 1: Delil Islahı ve HMK m. 222/5 Stratejisinin Olası Sonuçları
| Islahı Yapan Tarafın Durumu | Karşı Tarafın Eylemi | Hukuki Sonuç | Stratejik Değerlendirme |
| Kendi defterleri usulsüz, diğer delilleri zayıf. | Defterleri ibrazdan kaçındı (mazeretsiz). | Dava ispat edilmiş sayılır. DAVA KABUL EDİLİR. | İdeal sonuç, stratejinin tam başarıya ulaşması. |
| Kendi defterleri usulsüz, diğer delilleri zayıf. | Usulüne uygun ve iddiayı çürüten defterler ibraz etti. | İddia ispatlanamaz. DAVA REDDEDİLİR. | En kötü senaryo, “blöfün görülmesi”. |
| Kendi defterleri usulsüz, diğer delilleri zayıf. | Usulüne uygun ve iddiayı doğrulayan defterler ibraz etti. | İddia ispatlanmış olur. DAVA KABUL EDİLİR. | Beklenmedik olumlu sonuç. |
| Kendi defterleri usulsüz, diğer delilleri zayıf. | Usulsüz (tasdiksiz vb.) defterler ibraz etti. | Karşı tarafın defterleri lehine delil olmaz, aleyhine delil olur. İddia ispatlanamaz. DAVA REDDEDİLİR. | Riskli durum, genellikle aleyhe sonuçlanır. |
| Kendi defterleri usulsüz, diğer delilleri zayıf. | Defterleri ibraz etti ancak ilgili konuda kayıt yok. | İddia ispatlanamaz. DAVA REDDEDİLİR. | Stratejinin başarısız olduğu durum. |
| Kendi defterleri usulsüz, diğer delilleri zayıf. | Mücbir sebep iddiası ve geçerli zayi belgesi sundu. | İbrazdan kaçınma sayılmaz. İddia ispatlanamaz. DAVA REDDEDİLİR. | Karşı tarafın geçerli hukuki savunması. |
Sonuç
Delil ıslahı yoluyla münhasıran karşı tarafın ticari defterlerine dayanma stratejisi, delil durumu zayıf olan, özellikle kendi ticari defterlerinin usulsüzlüğü nedeniyle aleyhine delil teşkil etme riskiyle karşı karşıya olan bir taraf için, yargılamanın seyrini kökten değiştirebilecek, yüksek riskli ancak potansiyel olarak yüksek getirili bir “usuli cüret” eylemidir. Bu strateji, salt bir kanun boşluğundan yararlanma değil, Yargıtay’ın ıslah kurumunu maddi gerçeğe ulaşma yönünde geniş yorumlayan yerleşik içtihatları ile HMK m. 222/5’in ticari kayıtların şeffaflığını sağlamayı amaçlayan kesin ve ağır yaptırımını birleştiren, sağlam bir hukuki temele dayanmaktadır.
Strateji, bir yandan kötü niyetle kullanıldığında davayı uzatma potansiyeli taşısa da, diğer yandan dürüst olmayan veya kayıt düzenine uymayan taciri, ticari sırları dışındaki kayıtlarını mahkemeye sunmaya zorlayarak maddi gerçeğe ve usul ekonomisine hizmet etme gibi olumlu bir işlev de görebilir.
Sonuç olarak, bu stratejinin bir avukatın cephaneliğindeki her davada kullanılabilecek standart bir araç olmadığı, aksine dikkatle ve ancak belirli koşullar altında başvurulması gereken özel bir taktik olduğu unutulmamalıdır. Başvurulmadan önce, rakip tarafın ticari profili hakkında derinlemesine bir analiz yapılmalı, davanın geldiği aşama doğru değerlendirilmeli ve olası tüm sonuçlar (Tablo 1’de özetlendiği gibi) müvekkil ile birlikte tartışılarak risk kabulü netleştirilmelidir. Doğru zamanda ve doğru koşullar altında kullanıldığında, kaybedilmekte olan bir davayı kurtarabilecek kadar güçlü bir araç olan bu stratejinin anahtarı; cesur bir kararlılık kadar, titiz bir ön hazırlık ve risk analizinde yatmaktadır.
Sıkça Sorulan Sorular (SSS):
Delil listesinin kısmi ıslahı ile iddianın münhasıran karşı tarafın ticari defterlerine dayandırılması ve HMK m.222/5’e dayanarak defterlerin ibrazından kaçınılması halinde iddianın ispat edilmiş sayılmasını talep etme taktiğidir.
Özellikle HMK m.176 vd. (ıslah hükümleri) ve HMK m.222/5 (ticari defterlerin ibrazından kaçınma sonucu) esas alınır.
İddiasını veya savunmasını kısıtlayarak sadece karşı tarafın ticari defterlerine dayanmayı tercih eden her taraf kullanabilir. Karşı tarafın tacir olması gerekir.
Tahkikatın henüz bitmediği, delil durumunun aleyhe döndüğü veya rakibin defter tutma disiplininin şüpheli olduğu, yargılamanın ilerlemiş safhasında uygulanır.
Kısmi ıslah dilekçesiyle delil listesinin açık, geri dönülemez ve münhasıran karşı tarafın ticari defterlerine dayanıldığı belirtilmelidir. Belirsizlik mahkemece uygulamayı engeller.
Hayır. Taraflar aynı dava içinde ıslah hakkını sadece bir kez kullanabilir.
HMK m.222/5 uyarınca ibrazdan kaçınma halinde iddia ispat edilmiş sayılır. Mahkemenin takdir yetkisi yoktur.
Defterler iddiayı çürütürse iddia ispatlanamaz ve dava reddedilir. Bu strateji “her şey ya da hiç” riski taşır.
Defterler iddiayı doğruluyorsa iddia kabul edilir. Strateji aleyhe de sonuçlanabilir.
Zayi iddiası geçerli sayılabilmesi için ilgili süre ve zayi belgesi kurallarına (ör. TTK’da öngörülen süreler) uyulması gerekir; belgenin sunulamaması ibrazdan kaçınma sonucu doğurabilir.
Evet. Karşı taraf ıslahın kötü niyetli olduğunu iddia edebilir. Mahkeme haklı bulursa ıslah reddedilir ve HMK m.178’e göre yaptırımlar uygulanabilir.
Rakibin defter tutma uygulaması, noter tasdikleri, muhasebe disiplini ve geçmiş içerik taraması ayrıntılı incelenmelidir. Risk analizi ve müvekkil onayı zorunludur.
Islahın kabulü, HMK m.220’e göre karşı tarafa kesin ibraz süresi verilmesi ve süre içinde ibraz edilmemesi halinde HMK m.222/5 uygulanarak iddianın ispat edilmiş sayılacağının ihtar edilmesi talep edilmelidir.
Belirsiz ıslah metni, zamanından sonra başvuru (tahkikatın bitiminden sonra), ıslahın kötü niyetle yapıldığına ilişkin savunmalar göz ardı edilmesi ve rakibin defter disiplini hakkında yetersiz ön araştırma.
Delilleri zayıf, rakibin defter tutma disiplini kuşkulu ve yargılamada son şans aralığı olduğunda, açık, tek seferlik ve iyi hazırlanmış bir ıslahla HMK m.222/5’e dayandırılarak uygulanır. Riskler ve alternatifler müvekkile net anlatılmalıdır.
“Daha önce sunulan delil listesi kısmen ıslah edilmiştir; bundan sonra savunmamız/iddiamız münhasıran davalının ticari defter ve kayıtlarına dayanacaktır. Defterlerin ibrazı için mahkemeden HMK m.220 uyarınca kesin süre ve ibrazın yapılmaması hâlinde HMK m.222/5 uyarınca iddianın ispat edilmiş sayılacağının ihtar edilmesini talep ederiz.”
(Not: Metin somut olaya göre uyarlanmalı.)
Strateji güçlü ama yüksek risklidir. Uygulamadan önce karşı tarafın defterlerinin muhtemel içeriği, usulî sonuçlar ve müvekkilin kabul edebileceği risk yüzdesi net biçimde belirlenmelidir.
ISLAH DİLEKÇESİ (ÖRNEK METİN)
T.C. ……… ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ’NE
DOSYA NO: ………
DAVACI: ………
VEKİLİ: Av. ………
DAVALI: ………
KONU: HMK m.176 ve devamı uyarınca delil listesinin kısmen ıslah edilmesi; HMK m.222/5 kapsamında davanın münhasıran davalının ticari defterlerine dayanılarak ispatlanmasına ilişkin beyan ve taleplerimizdir.
I. ISLAH BEYANI
- Müvekkil tarafça daha önce sunulmuş olan delil listesi, HMK m.176-181 uyarınca kısmen ıslah edilmiştir.
- Bu ıslahla birlikte, davaya konu iddialarımızın ispatı yalnızca davalı şirketin ticari defterleri ve kayıtları ile sınırlanmıştır.
- Müvekkil, kendi ticari defterleri de dahil olmak üzere diğer tüm delil türlerinden (tanık, bilirkişi, yemin, belge vb.) feragat ettiğini açıkça beyan eder.
- Bu beyanla birlikte, ispat yükü HMK m.222/5 gereğince münhasıran davalı tarafın ticari defterlerine hasredilmiştir.
II. HUKUKİ DAYANAKLAR
- 6100 Sayılı HMK m.176 vd. (Islah hükümleri)
- HMK m.222/5 (Ticari defterlerin ibraz edilmemesi halinde iddianın ispat edilmiş sayılması)
- Yargıtay 11. HD, 2015/11858 E., 2016/9302 K. kararı
- TTK m.64 vd. (Ticari defter tutma yükümlülüğü)
- HMK m.220 (Belge ibrazı)
III. MAHKEMEDEN TALEPLER
- Yukarıda belirtilen ıslah beyanımızın kabulüne,
- Davalı şirketin ticari defter ve kayıtlarını (yevmiye defteri, defteri kebir, envanter defteri, yardımcı defterler ve ilgili kayıtlar) mahkemeye ibraz etmesi için HMK m.220 uyarınca kesin bir süre verilmesine,
- Davalıya, belirtilen süre içinde ticari defterlerini ibraz etmemesi halinde, HMK m.222/5 gereğince davacının iddialarının ispat edilmiş sayılacağı yönünde açık bir ihtar yapılmasına,
- Davalının defterleri ibraz etmesi halinde, bu defterlerin usulüne uygunluğu, iç tutarlılığı ve uyuşmazlık konusundaki kayıtları yönünden bilirkişi incelemesi yapılmasına,
- Tüm yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin davalıya yükletilmesine,
karar verilmesini arz ve talep ederiz.
Saygılarımızla,
Davacı Vekili
Av. ………
Tarih: ………
EKLER
- Islah dilekçesi tebliğ listesi
- Önceki delil listesi örneği
- Yargıtay 11. HD, 2016/9302 K. karar örneği