Alacağınız Enflasyon Karşısında Eridi mi? İşte Hukuki Çözümünüz
Yıllarca süren bir dava veya icra takibi sonucunda haklılığınız kanıtlandı ve alacağınıza kavuştunuz. Ancak elinize geçen paranın, alacağınızın doğduğu tarihteki alım gücüyle uzaktan yakından bir ilgisi olmadığını fark ettiniz. Yüksek enflasyon, uzun yargılama süreçleri ve düşük yasal faiz oranları bir araya geldiğinde, kazandığınızı sandığınız dava aslında sizin için bir kayba dönüşmüş olabilir. Bu durum, yalnızca bir ekonomik kayıp değil, aynı zamanda derin bir adalet ve mülkiyet hakkı zedelenmesi hissiyatı yaratır.
İşte bu noktada, Türk hukuk sistemi alacaklıları korumak için önemli bir mekanizma sunmaktadır: Munzam Zarar veya güncel kanundaki adıyla Aşkın Zarar. Bu hukuki kurum, borcun geç ödenmesi durumunda uygulanan yasal faizin, alacaklının enflasyon karşısında uğradığı gerçek zararı karşılamaya yetmediği durumlarda devreye girer ve aradaki farkın tazmin edilmesini sağlar.1
Yakın zamana kadar uygulamada birçok engelle karşılaşan bu hak, Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) Caner Şafak başvurusu üzerine 8 Temmuz 2025 tarihinde verdiği tarihi “pilot karar” ile adeta yeniden doğmuştur. Bu emsal niteliğindeki karar, enflasyon kaynaklı zararların tazminini talep etmeyi zorlaştıran yargısal engelleri ortadan kaldırarak alacaklılar için yepyeni ve umut dolu bir dönem başlatmıştır.3
Bu kapsamlı rehber, munzam zarar (aşkın zarar) başvurusunda bulunmak isteyenler için, Anayasa Mahkemesi’nin son kararı ışığında güncellenmiş, A’dan Z’ye bir yol haritası sunmak amacıyla uzman bir ekip tarafından hazırlanmıştır.
Bölüm 1: Temel Kavramlar: Munzam Zarar (Aşkın Zarar) Nedir?
1.1. Herkesin Anlayacağı Dilde Munzam Zarar
Munzam zarar, en basit tanımıyla, borçlunun para borcunu zamanında ödememesi (temerrüde düşmesi) nedeniyle alacaklının uğradığı ve yasal faizle karşılanamayan “ek zarardır”.2 Bu durumu bir analoji ile açıklamak mümkündür: Yasal faizi, borcun geç ödenmesi için ödenen standart bir “gecikme bedeli” olarak düşünün. Munzam zarar ise, bu standart bedelin karşılayamadığı, özellikle yüksek enflasyonun neden olduğu gerçek “hasarın” yani alım gücü kaybının tazminidir.1
Hukuki terminolojide, mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 105. maddesinde “Munzam Zarar” olarak anılan bu kavram, 1 Temmuz 2012’de yürürlüğe giren 6098 sayılı yeni Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 122. maddesinde “Aşkın Zarar” olarak daha sade bir dille ifade edilmiştir.1 Her iki terim de aynı hukuki kurumu, yani faizi aşan zararı tanımlamaktadır.
1.2. Yasal Dayanak: Türk Borçlar Kanunu Madde 122
Aşkın zarar talebinin yasal temelini TBK’nın 122. maddesi oluşturur. Kanun maddesi şu şekildedir:
“Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür.” 11
Bu maddenin analizi, munzam zararın temel mantığını ortaya koyar:
- “Temerrüt faizini aşan zarar”: Bu ifade, alacaklının reel, yani enflasyondan arındırılmış bir kayba uğraması gerektiğini belirtir.
- “Borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe”: Bu kısım, kanunun alacaklı lehine getirdiği en önemli güvencedir. Normalde bir zararın tazmini için davacının, davalının kusurunu ispatlaması gerekirken, burada kanun durumu tersine çevirmiştir. Borçlunun temerrüde düşmekte kusurlu olduğu varsayılır (kusur karinesi). Borçlu, ancak gecikmede “hiçbir kusurunun olmadığını” ispatlayarak bu tazminatı ödemekten kurtulabilir ki bu, ispatı oldukça zor bir durumdur.
1.3. Munzam Zarar Talebinin Olmazsa Olmaz Dört Şartı
Bir munzam zarar davasının başarılı olabilmesi için dört temel şartın bir arada bulunması gerekir:
- Para Borcu ve Borçlunun Temerrüdü: Talep, vadesi gelmesine rağmen ödenmemiş bir para borcuna dayanmalıdır. Borcun kaynağının bir sözleşme, haksız fiil, sebepsiz zenginleşme veya kanun hükmü olması fark etmez. Önemli olan, borçlunun ödemeyi geciktirerek hukuken “temerrüde” düşmüş olmasıdır.1
- Temerrüt Faizini Aşan Gerçek Bir Zararın Varlığı: Alacaklının, borcun geç ödenmesi nedeniyle uğradığı zarar, bu süreçte tahsil ettiği veya edeceği temerrüt faizinden daha fazla olmalıdır. Özellikle Türkiye gibi yüksek enflasyon yaşanan ekonomilerde, yasal faiz oranlarının enflasyonun çok altında kalması, bu şartın gerçekleşmesi için en temel zemini oluşturur.1
- Nedensellik (İlliyet) Bağı: Uğranılan zarar ile borçlunun ödemeyi geciktirmesi arasında doğrudan bir neden-sonuç ilişkisi bulunmalıdır. Yani, “Eğer borçlu borcunu vadesinde ödeseydi, alacaklı bu alım gücü kaybına uğramayacaktı” bağlantısı net bir şekilde kurulabilmelidir.15
- Borçlunun Kusuru: Temerrüt faizinden farklı olarak, munzam zarar bir kusur sorumluluğudur.2 Ancak yukarıda da belirtildiği gibi, kanun alacaklıyı koruyan bir “kusur karinesi” benimsemiştir. Bu nedenle alacaklının, borçlunun kusurlu olduğunu ispatlamasına gerek yoktur. Aksine borçlu, temerrüde düşmekte hiçbir kusurunun olmadığını ispatlayarak sorumluluktan kurtulabilir.12
Bu noktada, munzam zararın hukuki niteliğine dair kritik bir detayı vurgulamak gerekir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararlarına göre munzam zarar, asıl alacak ve faizinden tamamen bağımsız, “yeni bir borç” niteliğindedir.12 Bu durumun pratik sonucu şudur: Alacaklı, asıl alacağını faiziyle birlikte tahsil etmiş, hatta icra dosyasını kapatmış olsa bile, bu durum munzam zarar talep etmek için ayrı bir dava açmasına engel değildir. Asıl borcun tahsili sırasında munzam zarar hakkını saklı tuttuğunu belirtmemiş olması dahi bu hakkını ortadan kaldırmaz.12 Bu, alacaklılar için hayati ve cesaretlendirici bir bilgidir.
Bölüm 2: Dönüm Noktası: Anayasa Mahkemesi’nin Emsal Niteliğindeki Caner Şafak Kararı (B. No: 2024/41763)
Türk hukukunda munzam zarar taleplerinin önündeki en büyük engel, kanunun metninden ziyade, Yargıtay’ın yıllardır sürdürdüğü katı yorum ve uygulamalardı. Anayasa Mahkemesi’nin Caner Şafak kararı, bu yapıyı temelden sarsarak alacaklılar lehine tarihi bir kapı aralamıştır.
2.1. Olayın Özeti: Bir Hakkın Yıllar Süren Mücadelesi
AYM’ye taşınan somut olay, binlerce alacaklının yaşadığı durumu özetler niteliktedir. Başvurucu Caner Şafak, bir bankaya karşı 9 Kasım 2010 tarihinde 48.854 TL’lik bir icra takibi başlatmıştır. Bankanın itirazı üzerine açılan dava ve devam eden yargılama süreci yaklaşık 10 yıl sürmüş ve alacak, 2 Temmuz 2020’de faiziyle birlikte toplam 119.114,76 TL olarak tahsil edilmiştir. Ancak başvurucu, bu 10 yıllık sürede yaşanan yüksek enflasyon nedeniyle alacağının alım gücünün dramatik bir şekilde eridiğini, ödenen yasal faizin bu kaybı karşılamadığını belirterek munzam zarar davası açmıştır. Ne var ki bu dava, hem ilk derece mahkemesi hem de Yargıtay tarafından, zararın somut olarak ispatlanamadığı gerekçesiyle reddedilmiştir.9
2.2. AYM’nin Gerekçesi: Mülkiyet Hakkı ve Etkili Başvuru Hakkı Neden İhlal Edildi?
Başvurucunun davasının reddedilmesi üzerine yapılan bireysel başvuruyu inceleyen AYM, iki temel hak ihlali tespit etmiştir:
- Mülkiyet Hakkı İhlali (Anayasa m. 35): AYM, bir alacak hakkının da Anayasa’nın 35. maddesi ile korunan mülkiyet hakkı kapsamında olduğunu vurgulamıştır. Mahkemeye göre, yüksek enflasyon dönemlerinde devlet tarafından belirlenen yasal ve temerrüt faiz oranlarının enflasyon oranlarının çok altında kalması, alacaklının mülkiyetinin “gerçek değerini” eritmekte ve bu durum mülkiyet hakkının özüne bir müdahale teşkil etmektedir.3 Karar, devletin sadece mülkiyete keyfi olarak müdahale etmemekle yükümlü olmadığını, aynı zamanda özel kişiler arasındaki ilişkilerde dahi mülkiyet hakkını enflasyon gibi ekonomik olgulara karşı koruyacak etkin tedbirleri alma “pozitif yükümlülüğü” altında olduğunu tescil etmiştir.
- Etkili Başvuru Hakkı İhlali (Anayasa m. 40): AYM, en çarpıcı tespitini bu noktada yapmıştır. Mahkeme, kâğıt üzerinde var olan “munzam zarar davası” yolunun, uygulamada alacaklılar için etkili bir çözüm sunmadığına karar vermiştir. Bunun temel nedeni olarak Yargıtay’ın istikrarsız ve alacaklıya aşırı ağır bir ispat yükü yükleyen “somut ispat” şartı getiren içtihatlarını göstermiştir. Bu katı yorum, munzam zarar davasını öngörülebilir ve başarı şansı olan bir mekanizma olmaktan çıkarmış, dolayısıyla Anayasa’nın 40. maddesinde güvence altına alınan “etkili başvuru hakkını” ihlal etmiştir.4 Kısacası AYM, “Hukuk sisteminizde bir hak tanınmış gibi görünüyor, ancak yargısal yorumlarınız nedeniyle bu hak pratikte kullanılamaz hale gelmiş, bu nedenle etkisizdir” demiştir.
Bu karar, klasik bir borçlar hukuku meselesinin, temel haklar merceğinden yeniden yorumlanmasının en çarpıcı örneğidir. AYM, Yargıtay’ın yıllardır süregelen ve kanunu alacaklı aleyhine işlevsiz kılan içtihadını “Anayasa’ya aykırı” bularak, özel hukuk alanında bir paradigma değişikliğini zorunlu kılmıştır.
2.3. “Pilot Karar” Mekanizması ve Hukuki Sonuçları
AYM, bu sorunun sadece Caner Şafak’a özgü olmadığını, binlerce kişiyi etkileyen “yapısal bir sorun” olduğunu tespit ettiği için “pilot karar” usulünü benimsemiştir.4 Bu usulün amacı, benzer başvuruları tek tek karara bağlamak yerine, sorunun kaynağını kurutacak bir çözüm için yasama ve yargı organlarına yol göstermektir.24 Bu pilot kararın üç önemli hukuki sonucu bulunmaktadır:
- Yasama Organına (TBMM) Bildirim: AYM, tespit ettiği bu yapısal sorunun çözümü için kararın bir örneğini Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne göndermiştir.4 Bu, kanun koyucuya yönelik açık bir çağrıdır: “Mevcut yasal faiz oranları ve munzam zarar uygulaması, vatandaşların mülkiyet hakkını korumakta yetersiz kalmaktadır. Bu konuda alacaklıların haklarını enflasyon karşısında koruyacak yeni ve etkili bir yasal düzenleme yapın.”
- Benzer Başvuruların 6 Ay Ertelenmesi: Kararın Resmi Gazete’de yayımlandığı 29 Eylül 2025 tarihinden itibaren, AYM önündeki benzer konulu tüm bireysel başvuruların incelenmesi 6 ay süreyle ertelenmiştir.4 Bu süre, TBMM’ye gerekli yasal düzenlemeyi yapması için tanınan bir mühlettir.
- Tüm Mahkemeler İçin Bağlayıcılık: Anayasa’nın 153. maddesi uyarınca AYM kararları yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar. Dolayısıyla bu karar, Yargıtay dahil tüm derece mahkemeleri için yeni bir standart belirlemiş ve munzam zarar davalarına bakış açısını kökten değiştirmiştir.
Bölüm 3: Munzam Zarar Davasında İspat Yükü: Dün, Bugün ve Yarın
AYM’nin Caner Şafak kararının en devrimci etkisi, munzam zarar davalarının önündeki en büyük engel olan “ispat yükü” konusunda yaşanmıştır.
3.1. Geçmişteki Büyük Engel: Yargıtay’ın Katı “Somut İspat” Şartı
AYM kararı öncesinde Yargıtay, munzam zarar taleplerinde alacaklıdan neredeyse imkansızı başarmasını bekliyordu. Yüksek Mahkeme’ye göre, sadece “ülkede yüksek enflasyon var, param değer kaybetti” demek yeterli değildi. Alacaklının, borcunu zamanında tahsil etmiş olsaydı yapacağı somut bir yatırımı (örneğin, belirli bir döviz cinsine yatırım yapacağını, belli bir gayrimenkulü satın alacağını veya bir iş kuracağını) ve borçlunun gecikmesi nedeniyle bu fırsatı kaçırdığı için uğradığı zararı somut delillerle (sözleşme taslakları, proforma faturalar, tanık beyanları vb.) ispatlaması gerekiyordu.26 Bu katı ve öngörülemez yorum, davaların büyük çoğunluğunun reddedilmesine neden oluyor ve munzam zarar kurumunu fiilen işlevsiz hale getiriyordu.5
3.2. AYM Kararı Sonrası Yeni Dönem: İspat Yükü Nasıl Hafifledi?
AYM’nin pilot kararı, Yargıtay’ın bu katı yorumunu Anayasa’ya aykırı bularak temelden sarsmıştır. Artık yeni dönemde ispat kuralları alacaklı lehine önemli ölçüde değişmiştir:
- Yüksek enflasyon, döviz kurlarındaki fahiş artış, mevduat faiz oranları gibi genel ve herkesçe bilinen (maruf ve meşhur) ekonomik olgular, artık zararın varlığına dair güçlü bir karine (varsayım) teşkil edecektir.26
- Alacaklının ispat yükü, artık “somut bir yatırım fırsatını kaçırdığını” kanıtlamak gibi ağır bir yükten, “alacağına uygulanan temerrüt faizi ile aynı dönemdeki enflasyon, mevduat faizi, döviz kuru artışı gibi ekonomik göstergeler arasındaki ezici farkı” mahkemeye sunmaya dönüşmüştür.
- Bu yeni yaklaşımla birlikte ispat yükü fiilen yer değiştirmiştir. Alacaklı, genel ekonomik verilerle zarar karinesini ortaya koyduktan sonra, borçlu bu zararın doğmadığını veya alacaklının bu parayı alsa dahi değerlendirmeyeceğini ispatlamak gibi çok daha zor bir durumla karşı karşıya kalacaktır.
3.3. Karşılaştırmalı Tablo: İspat Yükündeki Devrim
Aşağıdaki tablo, AYM kararının ispat yükü konusunda yarattığı köklü değişimi bir bakışta özetlemektedir:
| Kriter | AYM Kararı Öncesi (Yargıtay’ın Katı İçtihadı) | AYM Kararı Sonrası (Yeni Yaklaşım) |
| Enflasyonun Rolü | Tek başına zararı ispatlamazdı. Sadece bir ekonomik olguydu. | Zararın varlığına dair en güçlü karinedir (varsayımdır). |
| İspat Yükü | Alacaklı, somut ve kişisel zararını (örn. kaçırdığı yatırım fırsatı) belgelerle kanıtlamak zorundaydı. | Alacaklının, temerrüt faizi ile enflasyon arasındaki ezici farkı göstermesi büyük ölçüde yeterlidir. Aksini ispat borçluya aittir. |
| Gerekli Deliller | Sözleşmeler, faturalar, ticari defterler gibi kişiye özgü somut kanıtlar. | TÜİK enflasyon verileri, TCMB faiz oranları, mevduat faizleri, döviz kurları gibi genel ekonomik göstergeler. |
| Davanın Başarı Şansı | Çok düşük ve belirsizdi. | Oldukça yüksek ve öngörülebilirdir. |
Bölüm 4: Başvuru Sahipleri İçin Pratik Yol Haritası: Munzam Zarar Davası Nasıl Açılır?
AYM’nin kararı sonrası haklı bir beklentiye giren alacaklılar için dava sürecini adım adım ele alalım.
4.1. Adım 1: Durum Tespiti ve Hazırlık
Dava açmadan önce aşağıdaki kontrol listesi ile durumunuzu değerlendirmeniz önemlidir:
- Hak Sahibi misiniz?
- Vadesi geçmiş ve size geç ödenmiş bir para alacağınız var mı?
- Alacağınızı yasal faiziyle birlikte tahsil ettiniz mi? (Unutmayın, tahsil etmiş olmanız dava açmanıza engel değildir).
- Alacağınızın doğduğu tarih ile tahsil ettiğiniz tarih arasında ülkede yüksek enflasyon yaşandı mı?
- Alacağınızın tamamını tahsil ettiğiniz tarihten itibaren 10 yıl geçti mi? (Zamanaşımı süresini kontrol edin).
- Belgeleri Toplama: Dava için gerekli temel belgeler şunlardır:
- Alacağınızı hükme bağlayan mahkeme kararı (ilam).
- İcra takibi yaptıysanız icra dosyası evrakları (özellikle borcun ödendiğini gösteren tahsilat veya reddiyat makbuzu).
- Alacağın kaynağını gösteren belgeler (sözleşme, fatura, senet vb.).
4.2. Adım 2: Zararın Hesaplanması
Munzam zarar, teknik bir hesaplama gerektirir. Bu nedenle mahkeme, zararın miktarını tespit etmek için dosyayı mutlaka uzman bir bilirkişiye gönderecektir.31 Bilirkişiler, genellikle Yargıtay tarafından da benimsenen ve çeşitli yatırım araçlarının ortalama getirisini baz alan “sepet formülü” yöntemini kullanır. Bu yöntemde, alacaklının parasını zamanında alsaydı değerlendirebileceği varsayılan çeşitli enstrümanların (enflasyon oranları (TÜFE/ÜFE), banka mevduat faizleri, döviz kurları, devlet tahvili faizleri, altın fiyatları vb.) temerrüt süresi boyunca getirdiği ortalama getiri hesaplanır.6
Hesaplama mantığı genel olarak şu şekildedir:
(Ortalama Getiri Oranı)−(Uygulanan Temerrut Faizi Oranı)=Munzam Zarar Oranı
Bulunan bu oran, anaparaya uygulanarak talep edilecek tazminat miktarı belirlenir.
4.3. Adım 3: Dava Açma Süreci
- Görevli ve Yetkili Mahkeme: Davanın hangi mahkemede açılacağı, alacağın kaynağına göre değişir. Örneğin, tüketici işleminden kaynaklanıyorsa Tüketici Mahkemesi, ticari bir ilişkiden kaynaklanıyorsa Ticaret Mahkemesi, diğer durumlarda ise genel görevli mahkeme olan Asliye Hukuk Mahkemesi görevlidir. Yetkili mahkeme ise genel kural olarak davalının (borçlunun) yerleşim yeri mahkemesidir.32
- Dava Dilekçesi: Hazırlanacak dava dilekçesinde, olayın özeti, alacak ve tahsilat bilgileri ile talep edilen munzam zarar miktarı açıkça belirtilmelidir. Dilekçede, Anayasa Mahkemesi’nin emsal niteliğindeki Caner Şafak (B. No: 2024/41763) kararına ve bu kararla değişen ispat kurallarına özellikle atıf yapmak, davanın seyri açısından büyük önem taşır.
- Taleple Bağlılık: Mahkeme, talep edilmeyen bir şeye karar veremez. Bu nedenle, munzam zarar tazminatının dava dilekçesinde açıkça talep edilmesi zorunludur.16
4.4. Kritik Süre: 10 Yıllık Zamanaşımı
Munzam zarar talebi için zamanaşımı süresi, asıl borcun faiziyle birlikte tamamen ödendiği tarihten, yani borçlunun temerrüdünün sona erdiği andan itibaren işlemeye başlar ve 10 yıldır.8 Bu süre hak düşürücü nitelikte olduğundan, sürenin kaçırılmaması hayati önem taşımaktadır.
Bölüm 5: Sıkça Sorulan Sorular (SSS)
Soru 1: Ana parayı ve yasal faizini yıllar önce tahsil ettim. Yine de munzam zarar davası açabilir miyim?
Cevap: Evet, açabilirsiniz. Munzam zarar, asıl alacaktan bağımsız, yeni ve ayrı bir tazminat kalemidir. Asıl borcun size ödendiği tarihten itibaren 10 yıllık genel zamanaşımı süreniz dolmadıysa, munzam zarar davası açma hakkınız bulunmaktadır.12
Soru 2: AYM’nin 6 aylık erteleme kararı varken dava açmamın bir anlamı var mı? Yoksa beklemeli miyim?
Cevap: AYM’nin erteleme kararı, Anayasa Mahkemesi’ne yapılmış ve yapılacak olan “bireysel başvurular” içindir. Bu karar, sizin ilk derece mahkemelerinde (Asliye Hukuk, Tüketici Mah. vb.) dava açmanıza bir engel teşkil etmez. Özellikle 10 yıllık zamanaşımı süreniz yaklaşıyorsa, hak kaybına uğramamak için beklemeden davanızı açmanız şiddetle tavsiye edilir. Mahkemeniz, yargılama sırasında AYM kararını ve olası yasal düzenlemeyi dikkate alacaktır.
Soru 3: TBMM yeni bir kanun çıkarırsa, benim açtığım veya açacağım dava bu kanundan nasıl etkilenir?
Cevap: Hukukun temel ilkelerinden biri olan “kanunların derhal uygulanması” prensibi gereğince, yeni çıkan kanunlar henüz kesinleşmemiş olan devam eden davalara da uygulanır. Dolayısıyla, TBMM tarafından çıkarılacak olan ve muhtemelen alacaklı lehine hükümler içerecek yeni bir yasal düzenleme, sizin davanızda da uygulanacak ve lehinize sonuç doğuracaktır.33
Soru 4: Bu dava sadece ticari alacaklar için mi geçerli? İşçilik alacakları (kıdem tazminatı vb.) veya kamulaştırma bedelleri için de munzam zarar talep edilebilir mi?
Cevap: Evet, talep edilebilir. Munzam zarar, kaynağı ne olursa olsun (sözleşme, haksız fiil, kamulaştırma, iş hukuku vb.) tüm para borçları için geçerlidir.15 Dolayısıyla, size geç ödenen kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, kamulaştırma bedeli veya bir trafik kazası sonucu hükmedilen tazminat gibi alacaklar için de enflasyon farkından doğan zararınızı talep etme hakkınız vardır.20
Soru 5: Dava ne kadar sürer ve masrafları nelerdir?
Cevap: Dava süresi, mahkemenin iş yükü ve davanın niteliğine göre değişiklik gösterebilir. Ancak AYM’nin pilot kararı sonrası, mahkemelerin bu tür davaları daha hızlı ve standart bir şekilde karara bağlaması beklenmektedir. Dava masrafları; başvuru harcı, dava değerine göre nispi karar ve ilam harcı, bilirkişi ücreti, tebligat giderleri ve avukatlık ücretinden oluşur. Davayı kazandığınız takdirde, yaptığınız yargılama giderlerinin önemli bir kısmı ve kanunen belirlenen avukatlık ücreti karşı tarafa (davalıya) yükletilir.
Sonuç: Mülkiyet Hakkınızı Koruyun, Enflasyona Yenilmeyin
Anayasa Mahkemesi’nin Caner Şafak kararı, şüphesiz ki Türk borçlar hukuku ve temel hakların korunması alanında bir milattır. Bu karar, yıllardır süregelen bir haksızlığa ve alacaklıların içinde bulunduğu hukuki çıkmaza son vermiş, adaletin tecellisi için tarihi bir fırsat sunmuştur.
Artık alacaklılar, uzun yargılama süreçleri sonunda elde ettikleri haklarının enflasyon karşısında erimesine seyirci kalmak zorunda değildir. Hukuk, Anayasa Mahkemesi’nin bu aydınlatıcı yorumuyla, onlara paralarının gerçek değerini korumak için güçlü ve etkin bir mekanizma sağlamaktadır.
Bu rehber, hak sahiplerini bilgilendirmek ve onlara bir yol haritası sunmak amacıyla hazırlanmıştır. Ancak her hukuki uyuşmazlığın kendine özgü koşulları ve detayları bulunmaktadır. Bu nedenle, hak kaybına uğramamak ve süreci en doğru şekilde yönetmek adına, munzam zarar (aşkın zarar) davaları konusunda uzman bir avukattan profesyonel hukuki destek almak en doğru yaklaşım olacaktır.