İşyerinde alınan tüm üst düzey iş sağlığı ve güvenliği önlemlerine rağmen meydana gelen bir iş kazasında işverenin hukuki sorumluluğu devam eder mi? İş hukuku ve sosyal güvenlik mevzuatımızda sıkça karşımıza çıkan “kaçınılmazlık ilkesi”, işverenleri haksız tazminat yüklerinden ve SGK rücu taleplerinden nasıl korur?
Çalışma hayatında işçinin gözetilmesi temel prensip olmakla birlikte, işverenin sorumluluğu da sınırsız değildir. Hukuk sistemimiz, işverenin her türlü bilimsel ve teknik tedbiri eksiksiz aldığı durumlarda meydana gelen kazaları “kaçınılmaz” olarak nitelendirerek adil bir denge kurmayı amaçlar. Bu makalemizde, iş kazaları ve meslek hastalıkları neticesinde doğan uyuşmazlıklarda hayati bir öneme sahip olan kaçınılmazlık ilkesi, mücbir sebep ile olan farkları ve Türk Borçlar Kanunu kapsamındaki adam çalıştıranın sorumluluğu kavramları Yargıtay içtihatları ve doktrin ışığında detaylı olarak incelenecektir.
İş Kazası ve Meslek Hastalıklarında SGK’nın Rücu Hakkı

Bir işyerinde iş kazası meydana geldiğinde veya bir işçi meslek hastalığına yakalandığında, Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) sigortalıya veya hak sahiplerine gerekli sağlık yardımlarını yapar ve şartları oluşmuşsa gelir bağlar. Ancak SGK, yaptığı bu harcamaları kazanın oluşumunda kusuru bulunan işverenden geri isteme (rücu etme) hakkına sahiptir.
İşverenin Kurum’a karşı sorumluluğunun sınırları, 5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 21. maddesinde net bir şekilde çizilmiştir. İlgili madde uyarınca; iş kazası veya meslek hastalığı, işverenin kasti bir eylemi yahut iş sağlığı ve güvenliği mevzuatına aykırı bir hareketi neticesinde meydana gelmişse, SGK tarafından yapılan ödemeler işverene ödettirilir. Ancak aynı yasa hükmü, işverenin sorumluluğunun tespitinde “kaçınılmazlık ilkesinin” mutlaka dikkate alınması gerektiğini emreder.
Hukuki Çerçevede “Kaçınılmazlık İlkesi” Nedir?
Kaçınılmazlık, bir olayın önüne geçilmesinin, dönemin teknolojik imkanları ve bilimsel verileri ışığında mümkün olmaması durumudur. Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği’nin 45/3. maddesi bu kavramı oldukça net bir şekilde tanımlamıştır:
“Kaçınılmazlık, olayın meydana geldiği tarihte geçerli bilimsel ve teknik kurallar gereğince alınacak tüm önlemlere rağmen, iş kazası veya meslek hastalığının meydana gelmesi durumudur.”
Bu tanım, işverenlere adeta bir hukuki kalkan sunmaktadır. Ancak bu kalkanın koruyuculuğu çok katı bir şarta bağlanmıştır: Önlemlerin eksiksiz alınması. Yönetmelik hükmü devamında; “İşveren alınması gerekli herhangi bir önlemi almamış ise olayın kaçınılmazlığından söz edilemez,” diyerek, işyerinde en ufak bir ihmalin veya alınmayan basit bir tedbirin dahi kaçınılmazlık savunmasını çürüteceğini vurgulamaktadır.
Dolayısıyla, bir uyuşmazlıkta işverenin “kaza kaçınılmazdı, kusurum yoktur” diyebilmesi için; mevzuatın öngördüğü periyodik bakımların yapılmış olması, işçilere gerekli iş sağlığı ve güvenliği eğitimlerinin verilmiş olması, kişisel koruyucu donanımların (baret, eldiven, emniyet kemeri vb.) zimmetle teslim edilip kullanımının fiilen denetlenmiş olması şarttır.
İlliyet Bağını Kesen Haller: Mücbir Sebep ve Kaçınılmazlık Ayrımı
Özel hukukta, haksız bir fiilin veya sözleşmeye aykırılığın sorumluluğunu doğuran en temel unsur uygun nedensellik (illiyet) bağıdır. Zarar ile eylem arasında doğrudan bir sebep-sonuç ilişkisi kurulamıyorsa veya bu bağ hukuken geçerli bir sebeple kesilmişse, fail (işveren) sonuçtan sorumlu tutulamaz. İlliyet bağını kesen üç temel hal; mücbir sebep, zarar görenin (işçinin) ağır kusuru ve üçüncü kişinin ağır kusurudur.
Uygulamada kaçınılmazlık ile mücbir sebep kavramları sıklıkla birbirine karıştırılsa da, hukuki nitelikleri ve sonuçları itibarıyla önemli farklılıklar barındırırlar.
Doğa Olayları ve Hayatın Olağan Akışı Kriteri
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararlarında da istikrarla vurgulandığı üzere; mücbir sebep, deprem, sel, kasırga gibi hayatın olağan akışı dışında gelişen, öngörülemez ve ne kadar önlem alınırsa alınsın karşı konulamaz olaylardır.
Buna karşın kaçınılmazlık; hayatın olağan akışı içerisinde, işletmenin faaliyet alanı kapsamında meydana gelebilecek ancak tesadüfi nitelikteki durumlardır. Doktrindeki hakim görüşe göre kaçınılmazlık, geniş anlamda mücbir sebebin bir alt unsuru olarak da değerlendirilebilir.
Sorumluluk Boyutundaki İnce Fark (Hakkaniyet İlkesi)
Mücbir sebep durumunda uygun illiyet bağı kesin olarak koptuğu için işverenin hiçbir şekilde hukuki sorumluluğuna gidilemez. Kaçınılmazlıkta ise durum daha hassastır. Bazı spesifik durumlarda, olay tamamen kaçınılmaz olsa bile, tehlike sorumluluğu ve hakkaniyet ilkeleri gereği işverene cüzi miktarda bir sorumluluk yüklenebildiği (TBK m. 71/Tehlike Sorumluluğu vb. istisnai haller kapsamında) akademik tartışmalara konu olmuştur.
Ancak yerleşik iş hukuku prensiplerine ve Yargıtay uygulamalarına göre net olan kural şudur: Eğer mevzuatın emrettiği tüm bilimsel ve teknik önlemler eksiksiz alınmış ancak kaza önlenememişse (mutlak kaçınılmazlık hali), SGK’nın rücu davalarında veya işçinin açacağı maddi/manevi tazminat davalarında işverenin kusurundan ve dolayısıyla tazminat sorumluluğundan söz edilemez.
Türk Borçlar Kanunu Kapsamında “Adam Çalıştıranın Sorumluluğu”
İş kazalarından doğan sorumluluğun değerlendirilmesinde, 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 66. maddesinde düzenlenen “Adam Çalıştıranın Özen Sorumluluğu” müessesesi de hayati bir rol oynar. Bu madde, kusursuz sorumluluk hallerinden biri olan özen sorumluluğunu düzenler.
Kural olarak işveren, işçisinin (çalışanının) işi yaparken başkalarına veya bizzat kendisine verdiği zararları gidermekle yükümlüdür. Ancak kanun koyucu, işverene burada bir “kurtuluş kanıtı” (exculpatory proof) sunmuştur.
İşverenin Özen ve Gözetim Yükümlülüğü
TBK m. 66/2 uyarınca işveren;
- Çalışanını seçerken liyakatine dikkat ettiğini,
- İşiyle ilgili doğru ve yeterli talimatları verdiğini,
- İşi yaparken gerekli gözetim ve denetimde bulunduğunu,
- Zararın doğmasını engellemek için gerekli tüm özeni gösterdiğini,
ve ayrıca “işletmenin çalışma düzeninin zararın doğmasını önlemeye elverişli olduğunu” ispat ederse, tazminat sorumluluğundan kurtulur. Görüldüğü üzere, TBK’daki bu kurtuluş kanıtı müessesesi, Sosyal Güvenlik Hukukundaki “kaçınılmazlık” ilkesiyle doğrudan örtüşmektedir. İşveren ancak ve ancak işletmesinde “sıfır hata” ve “tam denetim” prensibiyle hareket ettiğini kanıtlarsa hukuki koruma kalkanından faydalanabilir.
Sıkça Sorulan Sorular

1. “Kaçınılmazlık ilkesi” uygulandığında SGK işverene dava açabilir mi?
Kurum rücu davası açmış olsa dahi, mahkemece atanacak iş güvenliği uzmanlarından oluşan bilirkişi heyeti kazanın tamamen “kaçınılmazlık” faktörüyle meydana geldiğini ve işverenin %0 kusurlu olduğunu tespit ederse, davanın işveren yönünden reddine karar verilir.
2. İşyerinde bir tek önlemin eksik olması kaçınılmazlık savunmasını çürütür mü?
Evet. Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği m. 45/3 açıkça “alınması gerekli herhangi bir önlem alınmamış ise olayın kaçınılmazlığından söz edilemez” demektedir. Kazanın oluşumuyla doğrudan illiyeti bulunan tek bir ihmal dahi kaçınılmazlık savunmasını ortadan kaldırır.
3. Doğa olayları sonucu fabrikada işçinin yaralanması kaçınılmazlık mıdır, mücbir sebep midir?
Büyük ölçekli depremler veya öngörülemeyen sel felaketleri hukuken “mücbir sebep” olarak nitelendirilir. İlliyet bağını doğrudan kestiği için işverene kusur izafe edilemez. Ancak, fabrika binası fay hattı üzerinde çürük inşa edilmişse veya dere yatağına yapılmışsa, idare hukuku ve inşaat mevzuatı gereği işverenin ihmali devreye gireceği için mücbir sebep savunması geçerli olmayacaktır.
4. Adam çalıştıranın sorumluluğundan kurtulması için neleri ispat etmesi gerekir?
TBK m. 66 uyarınca işveren; işçiyi yetkinliklerine göre seçtiğini, iş hakkında yeterli eğitim ve talimatı verdiğini, işin ifası sırasında işçiyi gözetleyip denetlediğini (Örn: baret takıp takmadığını sürekli kontrol ettiğini) ve işletmenin fiziki/sistematik olarak güvenli bir düzene sahip olduğunu kesin delillerle (imzalı tutanaklar, eğitim belgeleri vb.) ispat etmelidir.
5. Olay tamamen işçinin dikkatsizliğinden kaynaklanmışsa işveren yine de sorumlu tutulur mu?
Zarar görenin (işçinin) yüzde yüz kusurlu olduğu, yani işverenin verdiği eğitimlere, temin ettiği ekipmanlara ve yaptığı denetimlere rağmen işçinin kasıtlı veya ağır ihmaliyle (örn: makine koruyucusunu kasten sökmesi) kaza yapması durumunda “zarar görenin ağır kusuru” illiyet bağını keser ve işveren kural olarak kusursuz kabul edilir.
İlgili yazılarımız:
- Şüpheden Sanık Yararlanır İlkesi Nedir ve Yargılamanın Seyrini Nasıl Etkiler?
- Suçta ve Cezada Kanunilik İlkesi Nedir ve Yargılamanın Seyrini Nasıl Etkiler?
- Kusur İlkesi Nedir ve Yargılamanın Seyrini Nasıl Etkiler?
- Medeni Usul Hukukunda Teksif İlkesi Nedir ve Yargılamanın Seyrini Nasıl Etkiler?
Geçmez Hukuk Bürosu