Dava dilekçesinin davalıya tebliğ edilmesiyle birlikte, davalıya dava dilekçesinde ileri sürülen iddialara karşı cevap verme hakkı tanınır. Bu hak, davalının savunma hakkının doğal bir uzantısı olup, davalıya iddia edilen vakıalar karşısında kendisini hukuken koruma imkânı sağlar.
Davalı, bu hakkını bir cevap dilekçesi hazırlayarak ve mahkemeye sunarak kullanır. Cevap dilekçesi, davalı açısından yargılamadaki ilk ve en önemli savunma aracıdır. Zira bu dilekçe ile davalı;
- Davayı kısmen veya tamamen kabul ya da inkâr edebilir,
- Davacının ileri sürdüğü olayların hukuken sonuç doğurmayacağını iddia edebilir,
- Davacı tarafından dava dilekçesinde belirtilmemiş yeni vakıaları ileri sürebilir,
- Ayrıca itiraz ve def’ilerini de bu kapsamda mahkemeye bildirebilir.
Bu bağlamda cevap dilekçesi, yalnızca davacının iddialarına yanıt veren bir metin olmanın ötesinde, davalının kendi hukuki tezini ortaya koyduğu aktif bir savunma belgesi niteliğindedir.
Cevap Dilekçesinin Sunulacağı Mahkeme ve Şekli
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (“HMK”) 126. maddesi uyarınca:
“Davalı, cevap dilekçesini, davanın açılmış olduğu mahkemeye verir.”
Bu düzenleme gereği, cevap dilekçesi davacı sayısı kadar örnekle birlikte, dava dilekçesinde belirtilen mahkemeye sunulmalıdır.
Mahkeme, dilekçeyi aldıktan sonra bir örneğini davacıya tebliğ eder. Böylece taraflar arasında iddia ve savunmaların karşılıklı olarak ortaya konulması sağlanır.
Cevap dilekçesinin usulüne uygun biçimde verilmemesi veya eksik örneklerle sunulması durumunda, mahkeme tarafından gerekli eksikliklerin giderilmesi için davalıya süre verilebilir. Ancak bu eksiklikler giderilmezse, dilekçenin işleme konulmaması söz konusu olabilir.
Cevap Dilekçesinin Verilme Süresi

Cevap dilekçesinin verilmesi süresiz olmayıp, HMK m. 127 hükmüyle açık biçimde düzenlenmiştir:
“Cevap dilekçesini verme süresi, dava dilekçesinin davalıya tebliğinden itibaren iki haftadır. Ancak, durum ve koşullara göre cevap dilekçesinin bu süre içinde hazırlanmasının çok zor yahut imkânsız olduğu durumlarda, yine bu süre zarfında mahkemeye başvuran davalıya, bir defaya mahsus olmak ve bir ayı geçmemek üzere ek bir süre verilebilir.”
Bu hükme göre, esas cevap süresi iki haftadır ve bu süre dava dilekçesinin davalıya tebliğinden itibaren işlemeye başlar. Ancak, cevap dilekçesinin hazırlanmasının objektif olarak çok zor veya imkânsız olduğu hallerde, davalı bu iki haftalık süre dolmadan mahkemeye başvurarak bir defaya mahsus olmak üzere ek süre talep edebilir.
Mahkeme, talebi uygun bulursa davalıya bir ayı geçmemek üzere ek cevap süresi tanır. Ek süreye ilişkin karar taraflara derhâl bildirilir.
Süresinde Cevap Dilekçesi Sunulmamasının Sonuçları
Davalı, kanunda öngörülen iki haftalık süre veya verilen ek süre içinde cevap dilekçesini mahkemeye sunmazsa, cevap hakkını kaybeder.
Bu durumda HMK sistematiği gereği, davalı artık sonradan cevap dilekçesi sunamaz ve dava dilekçesinde ileri sürülen vakıaların tamamını inkâr etmiş sayılır.
Ancak bu “inkâr edilmiş sayılma” hükmü, davacının iddialarının doğru kabul edildiği anlamına gelmez. Mahkeme, yargılamayı yine mevcut deliller üzerinden yürütür. Fakat davalı, cevap dilekçesini süresinde sunmadığı için, daha sonra savunmasını genişletme imkânından mahrum kalır ve yargılama boyunca bu durumun olumsuz sonuçlarına katlanmak zorunda kalabilir.
Sonuç
Cevap dilekçesi, davalının yargılama sürecindeki en temel savunma aracıdır.
HMK m. 126 ve 127 hükümleri uyarınca, davalının bu dilekçeyi süresinde ve usulüne uygun şekilde mahkemeye sunması büyük önem taşır.
Süresinde sunulmayan bir cevap dilekçesi, davalının hem savunma hakkını daraltır hem de yargılamadaki stratejik konumunu zayıflatır. Bu nedenle davalıların, dava dilekçesinin tebliğiyle birlikte hukuki destek alarak, cevap dilekçelerini iki haftalık süre içinde hazırlamaları hak kayıplarının önlenmesi açısından kritik öneme sahiptir.
Geçmez Hukuk Bürosu