Bilirkişilik Kurumunun Hukuki Anlamı ve Yargılama Sistemindeki Yeri
Modern yargılama sistemlerinde, mahkemelerin teknik bilgiye ihtiyaç duyduğu hallerde başvurabileceği en önemli yardımcı mekanizmalardan biri bilirkişilik kurumudur. Hukuki uyuşmazlıkların çözümünde, hâkimin uzmanlık alanı dışındaki teknik ya da özel bilgi gerektiren konular hakkında aydınlatılması amacıyla bilirkişilere başvurulması, adil ve isabetli kararların verilmesini mümkün kılmaktadır.
Ancak son yıllarda, bilirkişilik kurumunun amacını aşan, hâkimlik yetkisinin gaspı boyutuna varan uygulamalarla karşı karşıya kalındığı sıkça gözlemlenmektedir. Bu sebeple, bilirkişinin yasal tanımı, yetki sınırları ve hukuki değerlendirme yasağı detaylı biçimde ortaya konulmalı; bu sınırlara riayet edilmediği takdirde doğabilecek sakıncalar net olarak değerlendirilmelidir.
Bilirkişinin Tanımı ve Hukuki Dayanağı

Bilirkişilik Kanunu’nun (“BK”) 2/1-b maddesi, bilirkişiyi şu şekilde tanımlamaktadır:
“Çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde oy ve görüşünü sözlü veya yazılı olarak vermesi için başvurulan gerçek veya özel hukuk tüzel kişisi.”
Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere bilirkişi; yalnızca teknik ve özel bilgi gerektiren meselelerde, mahkemeye yardımcı olmakla yükümlü bir kişidir. Bilirkişinin görevi hukuki tartışmalara son vermek, maddi vakıalara ilişkin delilleri değerlendirmek veya uyuşmazlığı çözüme kavuşturmak değildir. Bu yetkiler, yalnızca mahkemeye, yani yargılama yetkisini kullanan hakime aittir.
Dolayısıyla bilirkişi, uzman olduğu teknik konuda görüş bildirirken; mahkemenin yerine geçmemeli, yargılama faaliyetini yönlendiren değil, destekleyen bir pozisyonda kalmalıdır.
Bilirkişinin Hukuki Nitelendirme ve Değerlendirme Yasağı
Kanuni Düzenlemeler
BK’nın 3. maddesi, bilirkişinin görev sınırlarını ve yetkisini net bir şekilde ortaya koymuştur. İlgili madde hükmüne göre:
“Bilirkişi, raporunda çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hususlar dışında açıklama yapamaz; hukuki nitelendirme ve değerlendirmelerde bulunamaz.” (BK m.3/1)
Aynı maddenin üçüncü fıkrası ise şu şekilde düzenlenmiştir:
“Genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz.”
Ayrıca, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 279. maddesinin 4. fıkrası da bu yasağı pekiştirir niteliktedir:
“Bilirkişi, raporunda ve sözlü açıklamaları sırasında, hukuki değerlendirmelerde bulunamaz.”
Bu düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde; bilirkişinin hukuki tartışma yaratacak konulara girmesi, sözleşme yorumlaması yapması, tarafların hukuki durumları hakkında değerlendirmelerde bulunması, hatta delilleri takdir etmesi dahi mümkün değildir.
Yargıtay İçtihatlarında Bilirkişi Sınırları

Yargıtay 15. Hukuk Dairesi’nin 24.10.1991 tarihli, 1991/1695 E. ve 1991/5031 K. sayılı kararında bu konu açıkça şu ifadelerle ele alınmıştır:
“Mahkeme, çözümü özel ya da teknik bilgiyi gerektiren hallerde bilirkişi görüşüne başvurur. Hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgi ile çözümü mümkün konularda bilirkişi dinlenemez… Bilirkişi maddi vakalar hakkında görüşünü bildirir. Hukuki sorunlar hakkında görüş bildiremez, delilleri takdir yetkisi yoktur…”
Bu içtihatta açıkça belirtildiği gibi, bilirkişinin hukuki sorunlar hakkında görüş bildirmesi mümkün değildir. Aksi takdirde, hâkim yerine karar veren bir mekanizma ortaya çıkacak, bu da adil yargılanma ilkesine aykırılık oluşturacaktır.
Uygulamadaki Sorunlar ve Hatalı Bilirkişi Raporlarının Sonuçları
Ne yazık ki uygulamada; bilirkişiler tarafından sıklıkla aşağıdaki yanlışlıklara rastlanmaktadır:
- Hukuki nitelendirme yapılması,
- Delillerin takdir edilmesi,
- Taraflardan birinin lehine yorum içeren sübjektif ifadeler kullanılması,
- Uzmanlık alanı dışına çıkılması,
- Bilimsel gerekçeden ve açıklamadan yoksun kanaatlerin sunulması,
- Sözleşme yorumlarının yapılması ve taraf beyanlarının değerlendirilmesi.
Bu tür hatalar, yalnızca maddi hata ile sınırlı kalmamakta; doğrudan yargılamanın sonucunu etkileyebilecek hukuki sakatlıklar yaratmaktadır. Eksik, hatalı veya hukuki yorum içeren bilirkişi raporlarına dayanılarak hüküm tesis edilmesi; hem yargılamanın uzamasına hem de telafisi mümkün olmayan hak kayıplarına neden olmaktadır.
Bilirkişi Raporlarında Denetim ve Sorumluluk
Etkin Denetim Zorunluluğu
Bilirkişilik müessesesinin işlevini layıkıyla yerine getirebilmesi için, yalnızca başvuru ve yemin aşamalarında değil, görev ifası sırasında da ciddi bir denetime tabi tutulması zorunludur. Bilirkişiler, yalnızca “bilirkişi listesinde yer almak” suretiyle sınırsız şekilde görevlendirilmemelidir. Bunun yerine:
- Daha önce hazırlamış oldukları raporların kalitesi,
- Yargı mercileri tarafından raporların nasıl değerlendirildiği,
- Tarafsızlık ve objektiflik ilkelerine uygun hareket edilip edilmediği,
- İtiraz edilen ve bozma nedeni olan rapor sayısı
gibi ölçütlerle bilirkişiler sürekli olarak izlenmeli ve gerektiğinde listeden çıkarılmalıdır.
Bilirkişinin Hukuki Sorumluluğu
Ayrıca Bilirkişilik Kanunu kapsamında bilirkişilerin görevlerini gereği gibi yerine getirmemeleri halinde, hem disiplin yaptırımları hem de maddi manevi sorumlulukları doğabilmektedir. Özellikle adil yargılanma hakkının ihlali ile sonuçlanan bilirkişi raporları, yalnızca yargılamayı değil, hukuka güveni de sarsmaktadır.
Aynı Bilirkişilere Sürekli Görev Verilmesi Sorunu
Uygulamada sıklıkla karşılaşılan bir diğer ciddi sorun ise, her adli yargı çevresinde yüzlerce bilirkişi bulunmasına rağmen, sürekli olarak aynı kişilere dosya tevdi edilmesi ve bu kişilerin adeta sistemin vazgeçilmez unsurları haline getirilmesidir. Bu durum:
- Tarafsızlık ilkesini zedelemekte,
- Aynı hataların tekrarlanmasına neden olmakta,
- Ek raporlar için aynı bilirkişilere başvurulması nedeniyle hataların kurumsallaşmasına zemin hazırlamaktadır.
Bu anlayış, sistemin kendini yenilemesini ve geliştirmesini engellediği gibi, yargıya duyulan güvenin sarsılmasına da neden olmaktadır.
Sonuç ve Değerlendirme
Bilirkişilik kurumu, yalnızca yargıya yardımcı olmak amacıyla oluşturulmuş bir mekanizmadır. Ancak bu mekanizma, görev ve yetki sınırlarının ihlali halinde adaletin sağlanmasına engel olabilir.
Bu bağlamda:
- Bilirkişilerin görev sınırlarını aşmamaları,
- Hukuki değerlendirme ve nitelendirmelerden kesinlikle kaçınmaları,
- Delilleri takdir etmemeleri,
- Tarafsız, gerekçeli ve bilimsel raporlar hazırlamaları,
- Hâkimlerin ise bilirkişi raporlarını eleştirel süzgeçten geçirmeleri gerekmektedir.
Unutulmamalıdır ki: Türk Milleti adına karar verme yetkisi yalnızca Hâkim’e aittir. Bilirkişinin bu yetkiyi fiilen kullanacak şekilde hareket etmesi, hukukun temel ilkeleriyle bağdaşmaz.