Bilirkişilik kurumu, hukuk yargılamasında ve ceza yargılamasında, hâkimin çözümünde özel veya teknik bilgiye ihtiyaç duyduğu durumlarda başvurulan bir mekanizma olarak karşımıza çıkmaktadır. Bilirkişinin görevi; uyuşmazlığın çözümüne katkı sağlamak amacıyla, kendi uzmanlık alanındaki bilgi birikimi ile mahkemeye yol göstermektir.
Bilirkişinin raporu, hâkim için bağlayıcı nitelikte olmamakla birlikte, çoğu davada hükme esas alınan en önemli delillerden biri haline gelebilmektedir. Bu nedenle bilirkişinin uzmanlık düzeyi, tarafsızlığı ve görevi kapsamında kalması, yargılamanın adil şekilde sonuçlanabilmesi açısından büyük önem taşır.
Hukuk Muhakemeleri Kanunu Kapsamında Bilirkişilik

HMK m. 266 Hükmü
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (“HMK”) 266. maddesinde şu hüküm yer almaktadır:
“Mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir. Hâkimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz.”
Bu düzenleme ile;
- Bilirkişinin yalnızca hukukun dışındaki konular için görevlendirilebileceği,
- Hakimin hukuki bilgiyle çözebileceği meselelerde bilirkişiye başvurulamayacağı,
- Bilirkişinin sahip olması gereken en temel niteliklerden birinin, alanında uzmanlık olduğu, açıkça ortaya konulmaktadır.
Yargıtay Kararları Işığında HMK’da Bilirkişilik
- Yargıtay 10. Hukuk Dairesi’nin 2019/4959 E., 2019/6880 K. sayılı kararı
Mahkeme, kusur bilirkişi raporuna dayanarak hüküm kurmuş; ancak raporun makine mühendisi, endüstri mühendisi ve elektrik-elektronik mühendislerinden oluşan bilirkişilerce düzenlendiği görülmüştür. Yargıtay, bu kişilerin olayın tüm yönlerini kapsayacak bilgiye sahip olmadığını, incelemenin yetersiz kaldığını belirterek verilen kararı bozmuştur. - Yargıtay 17. Hukuk Dairesi’nin 2016/18447 E., 2019/8027 K. sayılı kararı
Bir sigorta uzmanı tarafından düzenlenen raporun, aracın istiap haddi gibi teknik bir konuda yeterli olmadığı belirtilmiştir. Bu karar, bilirkişinin yalnızca kendi uzmanlık alanında rapor düzenleyebileceğini vurgulamaktadır.
Bu örneklerden hareketle; Yargıtay içtihatlarında bilirkişinin uzmanlık alanı dışına çıkamayacağı, aksi halde verilen raporun hükme esas alınamayacağı net bir şekilde ifade edilmektedir.
Ceza Muhakemesi Kanunu Kapsamında Bilirkişilik
CMK m. 63 Hükmü
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (“CMK”) 63/1 maddesi şu şekildedir:
“Çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına re’sen, Cumhuriyet savcısının, katılanın, vekilinin, şüphelinin veya sanığın, müdafiinin veya kanunî temsilcinin istemi üzerine karar verilebilir.”
Bu düzenleme de, HMK’daki paralel yaklaşımı teyit etmekte ve bilirkişinin yalnızca özel veya teknik bilgi gerektiren hallerde görevlendirilebileceğini öngörmektedir.
Yargıtay Kararları Işığında CMK’da Bilirkişilik

- Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nin 2015/19232 K. sayılı kararı
Kararda, CMK’nın 63. maddesi uyarınca bilirkişiye yalnızca teknik veya özel bilgi gerektiren konularda başvurulabileceği belirtilmiştir. Hakimin çözmesi gereken hususların bilirkişiye bırakılması mümkün değildir. Ayrıca, CMK m. 66 uyarınca bilirkişiye verilen görev açıkça belirlenmeli, hangi konuların aydınlatılacağı kararda açıkça yazılmalıdır.
Bu yaklaşım, bilirkişinin yetki ve görev sınırlarının titizlikle belirlenmesi gerektiğini göstermektedir. Aksi halde bilirkişi raporu, usule ve yasaya aykırı hale gelir ve yargılamanın sıhhati zedelenir.
Bilirkişinin Görev ve Yetki Sınırları
Hem HMK hem de CMK hükümleri birlikte değerlendirildiğinde bilirkişinin görev sınırları şu şekilde çizilmektedir:
- Uzmanlık Şartı: Bilirkişi, yalnızca kendi uzmanlık alanında rapor düzenleyebilir.
- Görev Sınırları: Bilirkişiye verilen görev, mahkeme kararında açıkça belirtilmelidir. Görev alanı dışına çıkılması mümkün değildir.
- Teknik ve Özel Bilgi: Bilirkişilik, sadece teknik ve özel bilgi gerektiren konularda söz konusu olabilir.
- Hakimin Yetkisi: Hukuki yorum ve değerlendirme, daima hakime aittir. Bilirkişi, hakimin yerine geçerek hukuki kanaat bildiremez.
- Tarafsızlık ve Objektiflik: Bilirkişi, raporunu bilimsel verilere dayanarak tarafsız şekilde sunmalı, herhangi bir taraf lehine yorum yapmamalıdır.
Sonuç
Bilirkişilik kurumu, yargılamada adaletin gerçekleşmesi için önemli bir araçtır. Ancak bu aracın etkin şekilde işleyebilmesi için bazı temel şartların yerine getirilmesi gerekir:
- Bilirkişinin alanında uzman, yeterli bilgi ve donanıma sahip olması,
- Mahkemece bilirkişiye verilen görevin sınırlarının açık ve net biçimde belirlenmesi,
- Bilirkişinin yalnızca kendisine tevdi edilen görevle sınırlı kalması,
- Hakimin görev alanına giren hususlarda bilirkişinin rapor düzenlememesi.
Yargıtay’ın yerleşik içtihatları da, bilirkişilik kurumunun sınırlarının titizlikle korunması gerektiğini ve bilirkişi raporlarının ancak bu çerçevede hükme esas alınabileceğini açıkça göstermektedir.
Sonuç olarak; bilirkişilik, yargılamanın vazgeçilmez bir unsuru olmakla birlikte, mutlak bir delil değildir. Hakim, bilirkişi raporunu değerlendirirken hem raporun uzmanlık niteliğini hem de hukuka uygun düzenlenip düzenlenmediğini dikkate almalı ve kararını buna göre oluşturmalıdır.
Geçmez Hukuk Bürosu