Bir bireyin biyolojik varlığının sona ermesi, hukuk dünyasında “mirasın açılması” olarak adlandırılan ve murisin hayattayken sahip olduğu tüm hak, borç ve malvarlığı değerlerinin mirasçılara geçişini başlatan karmaşık bir sürecin fitilini ateşler. Türk hukuk sisteminde mirasın intikali, iradi bir beyana ihtiyaç duyulmaksızın ölüm anında kendiliğinden gerçekleşen bir süreç olsa da, bu intikalin resmiyet kazanması, yönetilmesi ve adil bir şekilde paylaştırılması, hem Türk Medeni Kanunu (TMK) hem de ilgili vergi ve usul mevzuatı çerçevesinde titiz bir takibi zorunlu kılar. Bu rapor, mülkiyet hakkının kutsallığı ile aile birliğinin korunması arasındaki dengeyi gözeten miras hukukunun labirentlerinde, mirasçılar için hem bir pusula hem de akademik derinliği olan profesyonel bir yol haritası sunmaktadır.
Mirasın Açılması ve Külli Halefiyet İlkesinin Hukuki Temelleri
Türk Medeni Kanunu’nun 599. maddesi uyarınca miras, murisin ölümüyle birlikte mirasçılara bir bütün olarak ve kendiliğinden geçer. Bu durum hukuk doktrininde “külli halefiyet” ilkesi olarak tanımlanır ve mirasçıların, murisin yalnızca aktif malvarlığını (alacaklar, taşınır ve taşınmaz mallar) değil, aynı zamanda pasiflerini de (borçlar, yükümlülükler) devraldığını ifade eder. Ölüm anı, hukuki bir dönüm noktasıdır; zira bu saniyeden itibaren mirasçılar terekedeki tüm haklar üzerinde elbirliği mülkiyeti esasına göre hak sahibi olurlar.
Mirasın açılmasıyla birlikte mirasçılık sıfatının kazanılması için herhangi bir tescil veya kabul beyanına ihtiyaç yoktur. Ancak bu “kendiliğinden geçiş” durumu, mirasçıların murisin borçlarından sadece terekedeki mallarla değil, kendi şahsi malvarlıklarıyla da sınırsız olarak sorumlu olmaları riskini beraberinde getirir. Bu nedenle, mirasın açıldığı andan itibaren ilk 24 saat içinde başlatılması gereken idari işlemler, ileride doğabilecek telafisi imkansız zararların önlenmesi adına hayati önem taşır.
İlk Adımlar: Ölüm Belgesi ve Nüfus Kayıtlarının Güncellenmesi
Hukuki sürecin resmi başlangıç noktası ölüm belgesinin düzenlenmesidir. Ölüm belgesi, vefat eden kişinin kimlik bilgilerini, ölüm yerini, zamanını ve nedenini belirten resmi bir vesikadır ve tüm miras işlemlerinin temel dayanağını oluşturur. Belgenin tanzim usulü, ölümün gerçekleşme biçimine göre Türk mevzuatında şu şekilde kategorize edilmiştir:
| Ölümün Gerçekleştiği Yer | Belgeyi Düzenleyen Makam | Onay Mercii |
| Resmi Sağlık Kurumu (Hastane) | İlgili Sağlık Kuruluşu | Baştabip / Kurum Müdürü |
| Özel Sağlık Kuruluşu | Tedavi Eden Tabip | Belediye Tabibi veya Aile Hekimi |
| Ev veya Hastane Dışı Mekan | Belediye Tabibi / Toplum Sağlığı Merkezi | İlgili Belediye Birimi |
| Adli Vaka / Şüpheli Ölüm | Cumhuriyet Savcılığı | Adli Tıp Kurumu (Gerektiğinde) |
Ölüm olayının ardından, ilgili makamlar durumu 10 gün içinde elektronik ortamda nüfus müdürlüğüne bildirerek kişinin nüfus kaydına “ölü” şerhinin işlenmesini sağlar. Mirasçıların bu noktada yapması gereken en kritik kontrol, ölüm kaydının nüfus sistemine doğru işlendiğini teyit etmektir; zira veraset ilamı başvurularında UYAP ve MERNİS sistemleri arasındaki uyumsuzluklar sürecin haftalarca uzamasına neden olabilmektedir.
Sosyal Güvenlik ve Emeklilik Haklarının Yönetimi
Murisin ölümü, yalnızca mülkiyet haklarını değil, sosyal güvenlik hukukundan doğan hak ve yükümlülükleri de etkiler. Eğer vefat eden kişi sigortalıysa veya emekli aylığı alıyorsa, durumun Sosyal Güvenlik Kurumu’na (SGK) bildirilmesi ve hak sahiplerine (eş, çocuk, ana-baba) ölüm aylığı bağlanması için süreç başlatılmalıdır. Ölüm aylığı bağlanması için mirasçıların reşit olanlarının şahsen, olmayanların ise yasal temsilcileri vasıtasıyla kuruma yazılı başvuru yapması şarttır. Başvuru sırasında bağlanacak aylığa mahsuben avans talep edilip edilmediği ve yerleşim yeri adresinin belirtilmesi yasal bir zorunluluktur.
Mirasçılık Sıfatının Resmi İspatı: Veraset İlamı (Mirasçılık Belgesi)
Mirasçılık belgesi, mirasçıların kim olduğunu ve mirastaki yasal pay oranlarını gösteren, mahkeme veya noterlik tarafından düzenlenen resmi bir belgedir. Bu belge, mirasçılık sıfatının üçüncü kişilere, bankalara, tapu müdürlüklerine ve vergi dairelerine karşı ispat edilmesini sağlar. TMK m. 598 uyarınca düzenlenen bu belge, aksi ispat edilene kadar geçerli olan bir karine teşkil eder.
Noter ve Mahkeme Arasındaki Tercih Kriterleri
Mirasçılık belgesi iki ana kanaldan alınabilir. Günümüzde noterlikler, UYAP üzerinden yaptıkları sorgulamalarla yaklaşık yarım saat içinde belge düzenleyebildikleri için en pratik yol olarak öne çıkmaktadır. Ancak, noterlerin yetkisi yalnızca “çekişmesiz ve açık” durumlarla sınırlıdır. Aşağıdaki tabloda, başvurulması gereken merciyi belirleyen temel kriterler sunulmuştur:
| Durum | Başvuru Mercii | Neden/Gerekçe |
| Normal, uyuşmazlıksız aile tablosu | Noterlik | Hız ve kolaylık (Aynı gün teslim) |
| Mirasçılar arasında ihtilaf/husumet | Sulh Hukuk Mahkemesi | Yargısal inceleme gerekliliği |
| Nüfus kayıtlarında kapalılık/hata | Sulh Hukuk Mahkemesi | Kayıt düzeltme ihtiyacı |
| Mirasçıların yabancı uyruklu olması | Sulh Hukuk Mahkemesi | Uluslararası tebligat ve tanıma |
| Vasiyetname veya miras sözleşmesi varlığı | Sulh Hukuk Mahkemesi | Vasiyetin açılması süreci (TMK 595) |
| Soybağının reddi davası süreci | Sulh Hukuk Mahkemesi | Bekletici mesele gereksinimi |
Noterlerden mirasçılık belgesi almanın maliyeti 2025 yılı projeksiyonlarına göre 2.185 TL ile 4.076 TL arasında değişirken, mahkeme kanalıyla alımlarda harç ve gider avansı dahil yaklaşık 2.500 TL civarında bir masraf oluşmaktadır. Veraset ilamı için herhangi bir hak düşürücü süre bulunmamakla birlikte, vergi beyannamesi verme zorunluluğu nedeniyle ölümden sonraki ilk 4 ay içinde bu belgenin temin edilmesi mali cezaların önlenmesi açısından kritiktir.
Elektronik Ortamda Sorgulama ve E-Devlet Entegrasyonu
Teknolojik gelişmelerle birlikte, mirasçılar kendilerine bir miras kalıp kalmadığını e-Devlet üzerinden sorgulayabilmektedir. “Veraset İlamı Sorgulama” hizmeti sayesinde, daha önce noter veya mahkemece düzenlenmiş olan belgeler görüntülenebilir. Ancak unutulmamalıdır ki, e-Devlet üzerinden ilk kez bir veraset ilamı alınamaz; bu sistem yalnızca mevcut belgelerin doğrulanması ve sorgulanması için kullanılır.
Terekenin Tespiti ve Korunması: Mirasçıların Güvenlik Supabı
Mirasçılar için en büyük belirsizlik, vefat eden kişinin sağlığında yaptığı gizli borçlanmalar veya tam olarak bilinmeyen malvarlığı unsurlarıdır. “Terekenin tespiti davası”, miras bırakanın ölüm anındaki aktif ve pasif malvarlığının devlet eliyle mühürlenmesi ve kayıt altına alınması sürecidir. Bu dava, mirasın paylaşılması davası değil, mevcut durumun dondurulmasını sağlayan bir “delil tespiti” niteliğindedir.
Tespit Davasının İşleyişi ve Mahkemenin Rolü
Miras bırakanın son yerleşim yerindeki Sulh Hukuk Mahkemesinde açılan bu davada hakim, kendiliğinden (re’sen) veya talep üzerine aşağıdaki önlemleri alır :
- Mal ve Hakların Yazımı: Murisin tapudaki taşınmazları, bankalardaki mevduatları, kiralık kasaları, şirket hisseleri ve araçları ilgili kurumlara yazılan müzekkerelerle tespit edilir.
- Terekenin Mühürlenmesi: Taşınır malların kaçırılmasını önlemek amacıyla mahkeme eliyle koruma altına alınmasıdır.
- Resmen Yönetim: Mirasçılar arasında büyük bir ihtilaf varsa veya mirasçılar bilinmiyorsa, terekenin yönetimi için bir tereke temsilcisi atanır.
- Vasiyetnamenin Açılması: Murisin bir vasiyetnamesi varsa, bu davanın bir parçası olarak resmi makamlarca okunur ve ilgililere tebliğ edilir.
Tereke tespit davası sonucunda mahkeme bir paylaşım yapmaz, sadece murisin “net tereke” değerini (Aktifler – Pasifler) belirler. Bu net değer; murisin borçları, cenaze giderleri, terekenin yazım masrafları ve muris ile bir arada yaşayanların üç aylık geçim giderleri düşüldükten sonra kalan tutardır. Dava süreci, miras avukatı ile takip edildiğinde ortalama 3 ayda sonuçlanabilirken, şahsi takiplerde bu süre 1 yıla kadar uzayabilmektedir.
Mirasçıların Borç Sorumluluğu ve Mirasın Reddi (Reddi Miras)
Külli halefiyet ilkesinin en sert sonucu, mirasçıların murisin borçlarından kendi şahsi malvarlıklarıyla da sorumlu olmalarıdır. Eğer muris borca batıksa (pasifler aktiflerden fazlaysa), mirasçılar bu sorumluluktan ancak “mirasın reddi” yoluyla kurtulabilirler.
Gerçek Ret ve Hak Düşürücü Süreler
Mirasın kayıtsız ve şartsız reddi için kanun koyucu üç aylık bir hak düşürücü süre öngörmüştür. Bu süre:
- Yasal mirasçılar için ölümün öğrenildiği tarihten,
- Atanmış mirasçılar için vasiyetnamenin kendilerine resmi olarak tebliğ edildiği tarihten itibaren işlemeye başlar.
Ret beyanı, murisin son yerleşim yerindeki Sulh Hukuk Mahkemesine yazılı veya sözlü olarak yapılmalıdır. Üç aylık sürenin geçirilmesi durumunda, mirasçı mirası kayıtsız şartsız kabul etmiş sayılır. Ancak TMK m. 615 uyarınca, önemli sebeplerin varlığı halinde hakim bu süreyi uzatabilir veya mirasçıya yeni bir süre tanıyabilir.
Mirasın Hükmen Reddi ve Yargıtay’ın Borca Batıklık Kriteri
Eğer murisin ölümü tarihinde ödemeden aczi (borca batıklığı) açıkça belli veya resmen tespit edilmişse, mirasçının herhangi bir beyanda bulunmasına gerek kalmaksızın miras reddedilmiş sayılır. “Mirasın hükmen reddi” olarak bilinen bu durumda, gerçek retteki üç aylık süre sınırı uygulanmaz. Mirasçılar, alacaklıların kendilerine karşı başlattığı takiplerde her zaman bu savunmayı ileri sürebilir veya Asliye Hukuk Mahkemesinde borca batıklığın tespiti davası açabilirler.
Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre, mirasçıların mirası hükmen reddedebilmesi için murisin ölüm anında hiçbir malvarlığının bulunmaması veya borçlarının tüm malvarlığından kat kat fazla olması gerekir. Murisin vergi borçları, icra dosyaları ve banka kayıtları bu durumun ispatında temel delillerdir.
Ret Hakkının Düşmesi: Tereke İşlerine Karışma
Bir mirasçı, daha ret süresi dolmadan terekenin olağan yönetimi dışındaki işlerle ilgilenirse, tereke mallarını gizler veya kendisine mal ederse mirası reddetme hakkını kaybeder. Yargıtay uygulamalarında, murise ait aracın kendi adına tescil edilmesi veya murisin bankadaki parasının çekilip şahsi borçlar için kullanılması, mirasın örtülü olarak kabul edildiği anlamına gelir ve bu mirasçılar artık borçlardan kurtulamazlar.
Vergi Yükümlülükleri ve 2026 Yılı Güncel Veraset Rejimi
Mirasçılık sıfatının idari yansıması, vergi dairesine karşı doğan ödevlerdir. Türkiye’de miras yoluyla geçen her türlü malvarlığı Veraset ve İntikal Vergisine tabidir.
Beyanname Verme Süreleri ve Stratejik Takvim
Beyanname verme süreleri, ölümün gerçekleştiği yer ve mirasçıların ikametgahına göre kademelendirilmiştir. Bu sürelerin takibi, yüksek tutarlı gecikme faizlerinden kaçınmak adına elzemdir:
| Ölüm Yeri | Mirasçının Bulunduğu Yer | Yasal Beyanname Süresi |
| Türkiye | Türkiye | Ölümden itibaren 4 Ay |
| Türkiye | Yurt Dışı | Ölümden itibaren 6 Ay |
| Yurt Dışı | Türkiye | Ölümden itibaren 6 Ay |
| Yurt Dışı | Ölenle Aynı Yabancı Ülke | Ölümden itibaren 4 Ay |
| Yurt Dışı | Farklı Bir Yabancı Ülke | Ölümden itibaren 8 Ay |
Beyanname verme süresinin sonundan itibaren idare tarafından mirasçılara 15 günlük bir “ek süre” daha tanınır. Beyanname bu ek sürede verilirse vergi ziyaı cezası kesilmez, ancak usulsüzlük cezası uygulanır.
2026 Yılı Muafiyet ve Vergi Oranları Tablosu
01.01.2026 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere, veraset yoluyla intikallerde istisna tutarları ve vergi dilimleri yeniden belirlenmiştir. Bu rakamlar, mirasçıların ne kadar vergi ödeyeceğini belirleyen temel parametrelerdir :
| Matrah Dilimi (Miras Yoluyla) | Vergi Oranı (%) | İstisna / Muafiyet Tutarı (2026) |
| İlk 2.400.000 TL | %1 | Eş ve Çocuklar: Her birine 2.907.136 TL |
| Sonraki 5.700.000 TL | %3 | Çocuksuz Eş: 5.817.845 TL |
| Sonraki 10.600.000 TL | %5 | Bağış/Hibe: 66.935 TL |
| Sonraki 19.300.000 TL | %7 | |
| 38.000.000 TL’yi aşan kısım | %10 |
Vergi, tahakkuk ettirildikten sonra 3 yıl içinde, her yıl Mayıs ve Kasım aylarında olmak üzere toplam 6 eşit taksitte ödenebilir. Verginin tamamı ödenmeden veya ilgili varlık için vergi dairesinden “ilişik kesme belgesi” alınmadan tapuda devir yapılması veya bankadaki paranın tamamının çekilmesi mümkün değildir.
Mirasçılar Arasındaki Hak Dengesi: Saklı Pay ve Zümre Sistemi
Türk Miras Hukuku, murisin tasarruf özgürlüğünü sınırsız bırakmamış, yakın aile üyelerinin mirastaki paylarını “saklı pay” (mahfuz hisse) adı altında koruma altına almıştır.
Zümre Sistemi ve Yasal Pay Oranları
Mirasçılar, murise olan yakınlıklarına göre üç zümreye ayrılır. Birinci zümrede (altsoy) mirasçı varsa, ikinci zümreye miras geçmez.
- Birinci Zümre: Çocuklar, torunlar ve onların altsoyudur. Çocuklar eşit mirasçıdır.
- İkinci Zümre: Ana ve baba ile onların altsoyu (kardeşler, yeğenler).
- Üçüncü Zümre: Büyük ana ve büyük babalar ile onların altsoyudur.
Sağ kalan eş, hangi zümre ile mirasçı olduğuna göre değişen oranlarda pay alır. Örneğin, çocuklar ile birlikte mirasçı olan eşin payı 1/4 iken, ana ve baba zümresiyle birlikte payı 1/2’ye yükselir.
Saklı Pay Oranları ve Tenkis Davası
Muris, malvarlığının bir kısmını başkalarına vasiyet edebilir ancak aşağıdaki “saklı pay” oranlarına dokunamaz :
- Altsoy için: Yasal miras payının yarısı (1/2).
- Ana ve baba için: Yasal miras payının dörtte biri (1/4).
- Sağ kalan eş için: Birinci ve ikinci zümre ile mirasçıysa yasal payının tamamı; diğer hallerde yasal payının 3/4’ü.
Murisin saklı payı ihlal eden bir tasarruf yapması durumunda, saklı payı zedelenen mirasçı “Tenkis Davası” açarak bu ihlalin giderilmesini talep edebilir. Tenkis davası açma hakkı, mirasçılık hakkının ihlal edildiğinin öğrenilmesinden itibaren 1 yıl ve her halde 10 yıllık zamanaşımına tabidir.
Mal Kaçırma Girişimlerine Karşı Hukuki Koruma: Muris Muvazaası
Uygulamada “mirastan mal kaçırma” olarak bilinen muris muvazaası, murisin yasal mirasçılarını (özellikle kız çocuklarını veya ikinci eşi) mirastan mahrum etmek amacıyla, gerçekte bağışladığı bir taşınmazı tapuda “satış” veya “ölünceye kadar bakma sözleşmesi” gibi göstermesidir.
Yargıtay’ın 1974 Tarihli Devrim Niteliğindeki Kararı
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun 01.04.1974 tarihli ve 1/2 sayılı kararı, bu tür danışıklı işlemlere karşı mirasçılara çok güçlü bir dava hakkı tanımıştır. Bu karara göre, saklı pay sahibi olsun veya olmasın, miras hakkı zedelenen her mirasçı, muvazaalı işlemin iptalini ve tapunun miras payı oranında kendi adına tescilini isteyebilir.
Muvazaa İddiasında İspat Kriterleri
Yargıtay, bir işlemin muvazaalı olup olmadığını belirlerken şu somut kriterlere bakar :
- Ekonomik Güç: Taşınmazı devralan kişinin (örneğin işsiz bir evladın) o taşınmazı alabilecek maddi gücünün olup olmadığı.
- Bedel Farkı: Tapuda gösterilen satış bedeli ile taşınmazın gerçek rayiç değeri arasındaki fahiş fark.
- Makul Neden: Murisin o yaşta ve o maddi durumda taşınmazı satmasını gerektirecek tıbbi veya ekonomik bir ihtiyacının bulunup bulunmadığı.
- Beşeri İlişkiler: Muris ile devralan arasındaki yakınlık ve diğer mirasçılarla olan husumet durumu.
Muvazaa davası, “kesin hükümsüzlük” nedenine dayandığı için herhangi bir zamanaşımı veya hak düşürücü süreye tabi değildir. Murisin vefatından 30 yıl sonra bile bu dava açılabilir.
Mirasın Paylaşılması ve Ortaklığın Giderilmesi (İzale-i Şuyu)
Mirasın açılmasıyla birlikte mirasçılar arasında kendiliğinden kurulan “elbirliği mülkiyeti”, her türlü tasarruf için oybirliği gerektirdiği için yönetilmesi zordur. Mirasçılar malı paylaşma konusunda anlaşamazlarsa, bu ortaklığı mahkeme yoluyla sona erdirebilirler.
Elbirliği Mülkiyetinin Paylı Mülkiyete Dönüştürülmesi
Mirasçılardan biri, Sulh Hukuk Mahkemesine başvurarak elbirliği mülkiyetinin paylı mülkiyete dönüştürülmesini isteyebilir. Bu sayede her mirasçının payı (örneğin 1/4) tapuda müstakil birer kalem olarak görünür ve mirasçı kendi payını diğerlerinden bağımsız olarak satabilir veya haczedilebilir hale getirir.
Ortaklığın Giderilmesi Davası ve Arabuluculuk Zorunluluğu
Eğer mirasçılar taşınmazın satılması veya aynen paylaşılması (bölüşülmesi) konusunda mutabık değillerse, “Ortaklığın Giderilmesi” (İzale-i Şuyu) davası açılır.
- Arabuluculuk: 1 Eylül 2023’ten itibaren bu dava açılmadan önce arabulucuya başvurulması zorunludur.
- Aynen Taksim: Mahkeme öncelikle malın fiziksel olarak bölünmesinin mümkün olup olmadığına (imar durumu, tarımsal arazi büyüklüğü vb.) bakar.
- Satış Suretiyle Giderilmesi: Taksim mümkün değilse, mal icra yoluyla açık artırmada satılır ve elde edilen para mirasçılara payları oranında dağıtılır.
Özel Bir Durum: Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesi
Muris, sağlığında kendisine bakılması şartıyla bir malını bir kişiye (mirasçısına veya üçüncü bir kişiye) devredebilir. Borçlar Kanunu m. 611 uyarınca düzenlenen bu sözleşme, ivazlı (karşılıklı) bir sözleşmedir.
Ancak bu sözleşme de bazen mal kaçırma amacıyla kötüye kullanılabilir. Yargıtay, murisin bakım ihtiyacı olmadığı halde (örneğin hali vakti yerindeyken) tüm malvarlığını “bakım” adı altında bir evladına devretmesini muvazaa olarak değerlendirebilir. Eğer sözleşme gerçek bir bakım ihtiyacına dayanıyorsa ve bakım borçlusu görevini yerine getirmişse, bu işlem geçerli kabul edilir ve mirasçılar tapu iptali isteyemez; ancak şartları varsa tenkis davası açabilirler.
Sonuç: Miras Sürecinde Profesyonel Takibin Önemi
Bir yakınını kaybetmenin getirdiği ağır duygusal yük altında, mirasçıların karmaşık hukuki ve mali prosedürleri hatasız bir şekilde yürütmesi oldukça güçtür. Miras hukuku, yalnızca mal paylaşımı değil; aynı zamanda vergi disiplini, borç yönetimi ve aile içi hak dengelerinin korunması sürecidir.
Bu rehberde detaylandırılan veraset ilamı, tereke tespiti, mirasın reddi, saklı pay hakları ve muris muvazaası gibi konular, teknik bir takip ve stratejik bir yaklaşım gerektirir. Unutulmamalıdır ki, basit bir bildirim hatası veya kaçırılan üç aylık bir reddi miras süresi, mirasçıyı hayatı boyunca ödemek zorunda kalacağı muris borçlarıyla karşı karşıya bırakabilir. Benzer şekilde, muris muvazaası davalarında doğru delillerin toplanması ve Yargıtay kriterlerine uygun bir dava kurgusunun oluşturulması, yıllar sürebilecek bir yargılama sürecinin sonucunu doğrudan etkiler.
“Geçmez Hukuk” olarak, mirasın yalnızca bir malvarlığı devri değil, bir adalet ve hakkaniyet süreci olduğuna inanıyoruz. Bu sürecin her aşamasında, hak kayıplarını önlemek ve murisin gerçek iradesine uygun bir paylaşım sağlamak için profesyonel bir hukuki destek almak, mirasçıların en temel güvencesidir. Hukuki süreçlerin her somut olayın kendine has özellikleri çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatır, sürecin uzman bir hukukçu denetiminde yürütülmesini tavsiye ederiz.
Sıkça Sorulan Sorular
Hayır, mirasçılardan herhangi biri tek başına noterliğe veya Sulh Hukuk Mahkemesine başvurarak veraset ilamı alabilir. Diğer mirasçıların onayı veya imzası aranmaz.
Mirasın reddi için hak düşürücü süre, murisin vefatını öğrendiğiniz tarihten itibaren 3 aydır. Bu süreyi geçirdiğiniz takdirde murisin tüm borçlarından şahsi malvarlığınızla da sorumlu hale gelirsiniz. Ancak tereke borca batıksa her zaman “hükmen ret” tespiti talep edilebilir.
Altsoy (çocuklar/torunlar) olarak yasal miras payınızın yarısı oranında “saklı pay” hakkınız bulunmaktadır. Muris bu paya vasiyetname ile dokunamaz. Eğer dokunmuşsa, “Tenkis Davası” açarak saklı payınızın size verilmesini talep edebilirsiniz.