Kesin Süre Kurumunun Hukuki Niteliği
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (“HMK”) 94. maddesi ile düzenlenen kesin süre kurumu, yargılamanın usulüne uygun ve makul sürede tamamlanmasını sağlamak amacıyla hukuk sistemimize dahil edilmiştir. Bu düzenleme, hem davaların gereksiz yere uzamasını engellemek hem de tarafların hak arama özgürlüğünü etkin şekilde kullanabilmesini sağlamak yönüyle önem taşımaktadır.
Kanun koyucu, bazı işlemler için sürelerin doğrudan kanunla belirlendiği; bazı işlemler için ise hâkim tarafından belirlenen sürenin “kesin” olduğunun açıkça belirtilmesi gerektiğini hükme bağlamıştır. Sürenin kesin olduğu belirtildiğinde, taraflara bu sürede yapılması gereken işlemin yapılmaması halinde doğacak hukuki sonuçlar açıkça bildirilmek zorundadır.
HMK m. 94 Kapsamında Kesin Süreye Uymamanın Sonuçları

HMK m. 94 hükmüne göre:
“Kanunun belirlediği süreler kesindir. Hâkim, tayin ettiği sürenin kesin olduğuna karar verebilir. Bu takdirde hâkim, tayin ettiği kesin süreye konu olan işlemi hiçbir duraksamaya yer vermeyecek şekilde açıklar ve süreye uyulmamasının hukuki sonuçlarını açıkça tutanağa geçirerek ihtar eder. […] Kesin süre içinde yapılması gereken işlemi, süresinde yapmayan tarafın, o işlemi yapma hakkı ortadan kalkar.”
Bu hüküm doğrultusunda, süre kanunen veya hâkim tarafından kesin olarak belirlendiyse ve bu kesinliğe ilişkin gerekli ihtar usulüne uygun şekilde yapılmışsa, sürenin geçirilmesi halinde artık o işlem yapılamaz hale gelir. Yapılmış olsa dahi, hukuken yapılmamış sayılır ve davaya etkisi olmaz.
Kesin Süre Kurumunun Uygulanmasında Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar
Kesin süre kurumu şekli usul kurallarından biri olmakla birlikte, uygulama alanı bulduğu somut olayda hakkaniyet ilkesine ve adil yargılanma hakkına aykırılık yaratmamalıdır. Aksi takdirde, şekle aşırı bağlılık, adaletin gerçekleştirilmesini engelleyebilir.
Özellikle bilirkişi ve keşif gibi delillere ilişkin giderlerin yatırılmasına dair verilen kesin sürelerde, tarafların gecikme nedenleri ve yatırma zamanları dikkate alınmaksızın doğrudan delilden vazgeçildiği yönünde karar verilmesi, kesin sürenin getiriliş amacıyla bağdaşmamaktadır.
Yargıtay Kararları Işığında Uygulama Örnekleri

Yargılamanın Uzamasına Neden Olmayan Gecikmelerin Değerlendirilmesi
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi’nin 2014/5852 E., 2015/2020 K. sayılı ve 02.03.2015 tarihli kararında şu hususlara yer verilmiştir:
“Davacı kurum tarafından 2 haftalık kesin süre geçtikten sonra bilirkişi ücretinin yatırıldığı dosyada mevcut tahsilat makbuzundan anlaşılmaktadır. Davacı, son celseden önce bilirkişi ücretini yatırdığına göre, davanın da uzamasına sebep olmadığı dikkate alınarak işin esası incelenerek karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.”
Bu karar, kesin süreye teknik olarak uyulmamış olsa da, işlemin yargılamayı uzatıcı bir etki yaratmadığı durumlarda şekle sıkı sıkıya bağlı kalınmaması gerektiğini ortaya koymaktadır.
Kesin Süre Kurumunun Amacıyla Uyumsuz Uygulamalar
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2017/3179 E., 2021/806 K. sayılı ve 22.06.2021 tarihli ilamında ise:
“Davanın makul sürede bitirilmesi adil yargılama hakkının bir unsuru olmakla birlikte, bu temel insan hakkı diğer usuli hakların feda edilmesiyle gerçekleştirilemez. […] Savunma hakkının kutsallığı gözetilmeden kullanılan kesin süre kurumu, usul hukukunun amacına aykırı sonuçlar doğurabilir.”
Bu bağlamda, tarafların yargılamadaki iyi niyeti, işlemin özelliği ve yargılamaya etkisi gibi hususların dikkate alınması gerektiği vurgulanmıştır.
Delil Giderinin Süresinden Sonra Yatırılması Ancak Yargılamayı Engellememesi
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin 2021/311 E., 2022/2247 K. sayılı kararında da benzer bir değerlendirme yapılmıştır:
“Kesin süre içinde yatırılmayan keşif ve bilirkişi ücreti, keşfin yapılmasına engel olmamış ve yargılamanın gecikmesine neden olmamışsa, keşif yapılmak suretiyle hüküm kurulması gerekir.”
Bu tür kararlar, kesin süre uygulamasının şekli olmaktan çok amaçsal yorumla ele alınması gerektiğini ortaya koymaktadır.
Sonuç ve Değerlendirme

Kesin süre kurumu, yargılamanın düzen içinde ve makul sürede tamamlanması amacını taşıyan önemli bir usul aracıdır. Ancak bu kurumun uygulanmasında:
- Tarafların yargılamadaki tutumları,
- İşlemin mahiyeti ve önem derecesi,
- Yargılamaya etkisi (özellikle uzatma ihtimali),
- Adil yargılanma hakkı ve savunma hakkı
gibi hususların da dikkate alınması gerekir. Şekilci yaklaşımlar yerine, amaca uygun yorumlarla davaların esası hakkında karar verilmesi, maddi gerçeğin ortaya çıkarılması bakımından zaruridir.
Nitekim Yargıtay kararları da bu yöndeki uygulamaları eleştirmekte ve usul kurallarının adaletin gerçekleşmesine hizmet etmesi gerektiğini açıkça vurgulamaktadır.
Comments (2)
Bilirkişi “Hakim Rolüne” Soyunabilir mi? - Geçmez Hukuk Bürosu | Avukatlık Ve Danışmanlık | İzmir
says Haziran 15, 2025 at 01.03[…] Bilirkişilik müessesesinin işlevini layıkıyla yerine getirebilmesi için, yalnızca başvuru ve yemin aşamalarında değil, görev ifası sırasında da ciddi bir denetime tabi tutulması zorunludur. Bilirkişiler, yalnızca “bilirkişi listesinde yer almak” suretiyle sınırsız şekilde görevlendirilmemelidir. Bunun yerine: […]
Konkordato Süreci Nasıl İşler? | İzmir Konkordato Avukatı
says Temmuz 15, 2025 at 20.13[…] olarak, uzman hukuki ve finansal destek almak ihmal edilmemelidir. Konkordato, karmaşık bir iflas öncesi yapılandırma sürecidir. […]